Truva Linux Türkiye Gezegen

March 01, 2017

Linux için Skype 5.0 Beta Video Desteğiyle Geldi

Birkaç ay önce Linux için Skype Alpha sürümü çıktığından beri geliştiriciler yeni özellikleri geliştirmek üzerine yoğunlaştıklarını dile getirdiler. Linux için Skype’ın masaüstü ve mobil platformlardaki gibi zengin içeriklere sahip olmasını istiyorlar. Bu yüzden bugün, Linux için Skype’ın Alpha sürümünden Beta sürümüne geçtiğini duyurdular.  Bu güncellemede iletişim ihtiyacınızı daha kolay

February 28, 2017

Son kullanıcı için özgür yazılım neden önemli? -2-

Meraklısı için bu serinin ilk yazısı burada.

Neredeyse herkesin evinde üzerinde kamera ve mikrofon bulunan, internete bağlanabilen televizyonların olduğu bir dönemdeyiz. Mikrofonlar sayesinde televizyonları kumanda kullanmadan yönetmek mümkün olabilirken, kameralarla görüntülü görüşmeler dev ekranlardan gerçekleştirilebiliyor. Hayatı kolaylaştıran gelişmeler gibi görünen bu "olanaklar" bazılarımıza birer 1984 sahnesi gibi görünse de yaşantımızın birer parçası oldular bile.

Üzerinde internete bağlanabilen ve uygulamalar kurulabilen bir işletim sistemi bulunan, kamera ve mikrofonu kontrol edebilen televizyonların aslında birer bilgisayar olduğu gerçeği son kullanıcının genellikle gözünden kaçıyor. Bu televizyonların işletim sistemleri ve üzerinde koşan yazılımlar da çoğunlukla sahipli, kapalı kaynak kodlu yazılımlar oluyor. Bir kaç örnekle bu yazılımların özgür yazılım olup olmamasının son kullanıcıyı nasıl etkilediğine bakalım.



Yaklaşık iki yıl önce Samsung televizyonların kullanıcıların seslerini kaydetmesiyle ilgili yazılar okumuştuk. Samsung bunun bir güvenlik sızıntısı değil bir özellik olduğunu ve kapatılabildiğini söylese de ses kaydetmeyi kontrol eden yazılım da kapalı kaynak kodlu bir yazılım olduğundan kaydetme işlemini gerçekten kapatıp kapatmadığının tek garantisi Samsung firması elbette. Bu televizyonlardaki yazılımlar özgür yazılım olsaydı kullanıcılar sadece Samsung'a güvenmek yerine onun kodlarına bakabilecek binlerce yazılım geliştiriciye güvenebileceklerdi.

Daha bugün çıkan bir haberde de internete bağlanabilen oyuncak ayıların sahiplerinin diğer bilgilerinin yanı sıra kaydettikleri seslerin de ele geçirildiği yazıyordu.

Kullandığımız diğer cihazlar da üzerinde sesli komutlara cevap veren bir çok ajan çalıştırıyor. Amazon tabletlerde Alexa, Apple üründe bulunan Siri bunların en yaygın örnekleri. Her iki uygulamanın da sesleri dinleyip ona cevap verme özellikleri kapatılabiliyor. Elbette gerçekten kapattıklarına inanırsanız. Bu ürünler de kapalı kaynak kodlu olduklarından kapandı denilen özelliklerin gerçekten kapandığına inanmak için tek dayanağınız karşınıza çıkan kapandı mesajı. Apple da, Amazon da garantisi benim diyor. Televizyonun satın alındığı yer böyle dese; yani bozulursa bana getir, marka garantisi yok ama garantisi benim dese onu almayacak insanlar dünyanın bir ucundaki şirketlere güvenip bu cihazları kullanıyorlar.

Bahsettiğim cihazlar üzerinde koşan yazılımlar özgür yazılım olsaydı elbette onları satın alanların çok büyük çoğunluğu o yazılımların kaynak kodunu açıp bakamayacaktı ama zaten ihtiyacımız olan da bu değil. Yazılım özgür olduğunda (hatta açık kaynak kodlu olduğunda bile) üretici haricindeki insanların kontrolüne açık olacağından güvenebileceğimiz çok geniş bir kitle olacaktır. Böyle olduğunda ise ne evinizdeki televizyon sizden habersiz sesinizi kaydedebilir ne de tabletiniz artık seni dinlemiyorum dediğinde açık kalmaya devam edebilir.

Elbette yine de güvenlik açıkları olacaktır ama bunları farketme ve düzeltme konusundaki tek umudumuz bir ticari firma olmaktan çıkacaktır. Ayrıca yukarıda bahsedilenlerin güvenlik açığı değil kasıtlı yapılan şeyler olduğunu aklımızdan çıkartmayalım.

Özgür yazılım konuya sadece mahremiyeti açısından yaklaşan son kullanıcılar için bile bu derece önemli.

February 25, 2017

Simple Weather Indicator Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Simple Weather Indicator, adından da anlaşıldığı gibi size hava durumunu basit şekilde gösteren bir yazılımdır. Açık kaynak olan Eris Hava Durumu API’sini kullanıyor.  Simple Weather Indicator’ın Özellikleri: Bulutlar Rutubet/Nem Oranı Rüzgar Hızı (km/h) Bulutluluk Oranı Hava Durumu Basıncı Görünürlülük Simple Weather Indicator Kurumulu Nasıl Yapılır? Aşağıdaki komutları terminalde

February 24, 2017

Ubuntu 17.04 Beta 1 Çıktı

Ubuntu 17.04 Beta 1 günün erken saatlarinde çıktı. Kubuntu, Lubuntu, Ubuntu Budgie, Ubuntu GNOME, Ubuntu Kylin, Ubuntu Studio ve Xubuntu’nun Beta 1 imaj dosyaları hazır. Ubuntu 17.04’ün ikinci betası 23 Mart’ta, final sürümü de 13 Nisan’da çıkacak. Ubuntu 17.04 indirmek için aşağıdaki bağlantıları kullanabilirsiniz. Xubuntu 17.04: http://cdimage.ubuntu.com/xubuntu/releases/zesty/

SHA1'in kırılması ne anlama geliyor?

İnternette güvenlik, gizlilik, bütünlük gibi konular çoğunlukla bizim üzerinde pek düşünmediğimiz ve kullandığımız yazılımlar tarafından halledilen konular arasında yer alıyor. Örneğin internette bankacılık işlemi yaparken bağlandığımız sunucu gerçekten bağlanmak istediğimiz sunucu mu, gönderip aldığımız verileri araya giren birileri ele geçirip ondan bir anlam çıkartabiliyor mu diye düşünmüyoruz. Bu işlemleri tarayıcımız bizim yerimize yapıyor. O da verilerin şifrelenmesi ve sunucuların doğrulanması gibi işlemleri kriptografik protokolleri kullanarak gerçekleştiriyor. Benzer şekilde kullandığınız programlar güncellemeleri indirdikten sonra onların bozulmadan indiğini kontrol etmek için benzer kriptografik araçları arka planda çalıştırıyorlar.

Kriptografinin diğer kullanım alanlarının yanı sıra veri bütünlüğünün kontrol edilmesi de hepimiz için büyük önem taşıyor. Bu işlem için dosya içeriklerini kontrol etmek yerine onların tek yönlü fonksiyonlar kullanılarak özetleri çıkartılıyor ve bu özetler karşılaştırılarak dosyalar bozulmaya uğramış mı veya araya giren biri tarafından değiştirilmiş mi anlaşılabiliyor. Tek yönlü fonksiyonlar derken de her x için f(x)'in benzersiz bir şekilde ve kolayca hesaplanabildiği ama f(x) değeri verildiğinde ona karşılık gelen x değerinin hesaplanamadığı (ya da hesaplanması çok uzun süren) fonksiyonları kastediyoruz. Elbette her dosya için benzersiz bir özet üretme işinin de sınırları var. Ne kadar uzun özet üretilirse özetlerin benzersiz olması o kadar mümkün hale geliyor ama bu da (diğer konuları işin içine katmadan söylemek gerekirse) özet alma ve onu doğrulama işleminin süresini uzatıyor.

Farklı uzunluklarda özetler üreten md5, sha1, sha256 ve sha512 gibi algoritmalar mevcut. Bunların bir dosya için ürettikleri özetlere şöyle örnekler vermek mümkün. Bu adresteki pdf dosyasını indirip siz de aynı sonuçları üretebilirsiniz.

MD5SUM: ee4aa52b139d925f8d8884402b0a750c
SHA1SUM: 38762cf7f55934b34d179ae6a4c80cadccbb7f0a
SHA256SUM: 2bb787a73e37352f92383abe7e2902936d1059ad9f1ba6daaa9c1e58ee6970d0
SHA512SUM: 3c19b2cbcf72f7f5b252ea31677b8f2323d6119e49bcc0fb55931d00132385f1e749bb24cbd68c04ac826ae8421802825d3587fe185abf709669bb9693f6b416

Özetlerin boyutlarındaki farklılık dikkatinizi çekmiş olmalı. Bu özetlerle yapılmaya çalışılan şeyin farklı dosyalar için farklı (benzersiz) özetler üretmek olduğunu yukarıda söylemiştim. MD5 bu yazıda bahsi geçen algoritmalar arasında en kısa özeti üreten algoritma olduğundan farklı iki dosyanın özetlerinin çakışması olasılığı en yüksek olan algoritma da aynı zamanda. İlk akla gelen şey madem en uzun özet sha512 ile üretilebiliyor her yerde o kullanılsın şeklinde olsa da bir dosyanın md5 özetini almakla sha512 özetini almak arasında süre olarak gerçekten çok büyük farklar var. Küçük dosyalarda özet çıkartma süresi farkedilemeyecek kadar yakın olsa da dosya boyutu büyüdükçe (hatta disk kalıplarının özetlerinin alındığı düşünüldüğünde) aradaki fark çok büyük oluyor.

SHA1 için 2005 yılından bu yana saldırılar yapılabildiği bilinse de http://shattered.it/ adresinde anlatılan tipte güçlü bir saldırı imkanı olmadığı düşünülerek hala çok yaygın olarak kullanılıyordu. Sayfaya girdiğinizde görebileceğiniz gibi sha1 özetleri aynı olacak şekilde birbirinden farklı iki pdf dosyası üretilmiş ve bunun başka dosyalar için de nasıl gerçeklenebileceği konusunda ayrıntılı bilgiler verilmiş durumda. Burada ilgi çekebilecek noktalardan biri de aynı sha1 özetine sahip iki dosyanın md5 özetlerinin hala farklı olması. Hem md5, hem de sha1 özeti aynı olacak şekilde farklı dosyalar üretmek elbette bambaşka bir konu.

SHA1 dosya bütünlüğünün kontrolü yanı sıra yazılım depolarının ve güncellemelerinin kontrolünden tutun da kredi kartı bilgilerinin transferine kadar pek çok konuda çok yaygın olarak kullanıldığından yazılım geliştiricileri ve sistem yöneticilerini ilgilendiren çok önemli gelişme bu. Yukarıda da gördüğümüz gibi sha1'i kullanmayacak olsak da alternatifsiz değiliz; kullanabileceğimiz başka algoritmalar var. Olmasaydı bile yenilerini yazmak imkanı her zaman mevcut.

Son kullanıcıların ise kullandıkları yazılımları güncel tutmaktan başka yapabilecekleri bir şey yok.

Düzenleme: Yazıda yaptığım ifade hatalarını düzeltmeme yardımcı olan Kadir Altan'a teşekkür ederim.

Serious Sam VR: The First Encounter Public Beta Duyuruldu

Croteam, Linux VR ile ilgilenen için Serious Sam VR: The First Encounter’ın public betasını duyurdu. Geçtiğimiz hafta Serious Sam oyunlarının geliştiricisi Croteam, Serious Sam VR: The First Encounter’ın çok yakında olduğunu söylemişti. Public Beta, yani halka açık betayı duyurduktan iki gün sonra da Valve, Linux için SteamVR’ı duyurmuştu. Croteam, Serious Sam VR: The First Encounter’ın

February 23, 2017

SuperTuxKart Steam Greenlight’a Geldi

Çok fazla istek aldıklarını ve aylarca uğraştıklarını belirten açık kaynak karting oyunu SuperTuxKart’ın geliştirici ekibi, sonunda SuperTuxKart’ı Steam Greenlight’a getirdi.  Steam Greenlight Nedir? Steam Greenlight oyuncu topluluğunun desteğiyle yeni oyunların Steam'de yayımlanmasına yardımcı olan bir sistemdir. Geliştiriciler oyunlarıyla ilgili bilgi vererek, ekran alıntıları ve

February 22, 2017

Sigil EPUB Ebook Editor Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Sigil, ücretsiz, açık kaynak kodlu ve çoklu platform desteğine sahip, EPUB, HTML ve TXT formatlı dosyaları görüntüleme ve üzerinde değişiklik yapabilmenizi sağlayan bir yazılımdır.   Sigil, Strahinja Val Marković tarafından 2009 yılında geliştirildi. Temmuz 2011’den Haziran 2015’e kadar John Schember, Haziran 2015’ten itibaren de geliştirme görevini Kevin Hendricks ve Doug Massay üstlendi.

Steam’deki Linux Oyun Sayısı 3000’i Geçti

@page { margin: 2cm } p { margin-bottom: 0.25cm; line-height: 120% } a:link { so-language: zxx } Steam’de Linux destekleyen oyunların sayısı 3000’i geçti. Linux oyuncuları, 2016 yılında 2000 oyunun çıkışını kutluyorlardı. Hatta aralık ayında Linux’te çalışan oyun sayısının 2155 olduğunu belirten bir yazı yazmıştık. Yani 5 ay gibi kısa bir sürede 1000’den fazla oyun

Valve, Linux için SteamVR Desteğini Duyurdu

Linux için SteamVR desteği Valve tarafından duyuruldu.  Valve’in SteamVR Linux Sayfası güncellendi. Sayfada yapılan açıklama da şu şekilde.  Bu bir geliştirme sürümü. Geliştiricilerin, Linux platformları için SteamVR içeriği oluşturmaya başlamalarını sağlamak amacıyla tasarlanmıştır. Limitli donanım desteğine sahiptir ve grafik sürücülere ihtiyaç vardır. Linux desteği şu anda sadece en

Total War: SHOGUN 2 Linux’e Gelecek Mi?

Total War: SHOGUN 2, Linux & SteamOS’a gelme ihtimali var gibi görünüyor.  SteamDB’nin kayıtlarına baktığımızdaki aşağıdaki görüntü karşımıza çıkıyor.  Feral Interactive, Total War: SHOGUN 2’nin Mac versiyonunu çıkarmıştı. Linux versiyonu da neden olmasın ki? :)

February 21, 2017

Bitcoin’e faydalı bir alternatif: CureCoin

Kısaca Bitcoin

Bitcoin denilince birçoğumuzun aklına  ilk karşılık olarak “sanal para” gelmekte, oysa Bitcoin sanal bir par değil, aksine piyasada karşılığı olan, Türk Lirası da dahil  diğer para birimlerine çevirilebilen sayılsal bir para birimi, hatta teknik olarak özgün ismiyle Crypto Currency yani Şifrelenmiş Para da diyebiliriz.

Bay Satoshi Nakamoto takma adı altında duyurulan bu sayısal para sistemiyle ilgili ne yazık ki Türkçe Bitcoin Vikipedi sayfası dağınık bir halde bulunmakta ve konuyla ilgili zaten kafası karışık insanımıza durumu biraz daha karışık bir şekilde izah etmekte. İngilizce Bitcoin maddesi ise gayet düzgün ve detaylı yazılmış. Google Çeviri  Ekşi Sözlük: https://eksisozluk.com/bitcoin–2462174

Bitcoin bilgisayarlar tarafından üretilen bir para birimi, bilgisayarınızın işlemci gücü (CPU veya GPU) kullanarak blok zincir üzerinde madencilik yaparak Bitcoin üretebilirsiniz. Sofistike tasarımı sayesine enflasyon olsun arz sınırlaması olsun bir merkez bankasının sorun ve araçlarını kendine has sisteminde çözmüş bir yapısı var, detayını bu yazının konusu değil. Ancak artan talep nedeniyle şu an “Ben de Bitcoin madenciliği yapmayım” derseniz mevcut donanımınız şu anda harcadığınız elektriğin parasını kazanamaz. 2012 yılından beri özel donanım ve sistemlerle hamuduyla kaldıralım diyen madenciler nedeniyle şu anda zorluk seviyesini ancak özel donanım ve ucuz elektrik dengesinde karlı durumda.

Neyse efendim, Bitcoin’in yaygınlaşmasından sonra birçok alternatif Coin~Sayısal Para ortaya çıktı LiteCoin, Etherium vs bknz: https://coinmarketcap.com/all/views/all/  bunların çoğu Bitcoin’le aynı mantıkta anlamsız sayısal problemlerden oluşan sayısal blok zincirlerdeki problemleri çözerek para üretmekte, –Belki de aslında birilerinin yüksek derecede şifreli verilerini kıran bir gizli ağdır olayın özü, bilemiyoruz

CureCoin nedir?

Her neyse, bu sayısal para pazarı kızışmışken bu paraların içinde dikkat çekici ve en azından yaptığımız işin insanlığa bir faydası dokunsun dedirten bir tanesi var: CureCoin! (https://www.curecoin.net/ & https://www.curecoin.info/)

CureCoin sistemi

CureCoin’in hikayesi gerçekte güzel: Stanford Üniversitesi Kanser, Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi hastalıklara çare bulmak için Folding@Home projesini yürütüyor. Bu proje sayesinde dev süperbilgisayarlara olan ihtiyaç, sıradan bilgisayarlarımızın kullanmadığımız/fazla/artık işlemci güçlerini kullanarak giderilmekte ve bu hastalıklara çare bulmak için gerekli olan zaman alıcı analizler ve “Protein Katlama (Protein Folding)” işlevlerini gerçekleştirme. Yani özetle boşta duran bilgisayarlarınızla çok önemli tıbbi araştırmalara katkı verebilmenizi sağlamakta. (Bknz: Folding@Home tarihçesi ve başarıları: https://foldingathome.stanford.edu/project-timeline/ )

Siz uyurken dahi bilgisayarınıza Kanser, Alzheimer, Parkinson Huntigton vb hastalıklara çare bulmak için yardımcı olabilirsinizSiz uyurken dahi bilgisayarınıza Kanser, Alzheimer, Parkinson Huntigton vb hastalıklara çare bulmak için yardımcı olabilirsiniz

Folding@Home olsun BOINC çatısındaki diğer projeler olsun Vatandaş Bilimi dediğimiz şey gönüllü ve ödül beklemeksizin yapılan bir iş, sevabı büyük. İşte tam burada CureCoin yaratıcıları devreye giriyor, madem biz bu proteinleri katlıyoruz, sayısal onca denklem çözüyoruz, ee Bitcoin blok zinciri de benzer bir iş yapıyor, biz bunları birleştirelim, ortaya Bilimsel Araştırma Temelli bir sayısal para birimi çıkaralım diyorlar ve CureCoin‘i tasarlıyorlar.

CureCoin sayeinde, hem hastalıklara çare bulunmasına yardım ediyorsunuz hem de para kazanıyorsunuz. Folding@Home projesi dahilinde bilgisayarınızı çalıştırdığınızda günlük puanlarınız (PPD) karşılığında Folding Pool’dan (Katlama Havuzu) pay alıyorsunuz ve hesabınıza puanınızın payına düşen miktarda CURE yatıyor. Dilerseniz de protein katlama yerine doğrudan kendi blokzinciri üzerinden CURE madenciliği yapabiliyorsunuz, tabi belli miktarı size belli miktarı ise havuza gidiyor. Tamam da karşılığ ınedir kardeşim derseniz CURE kurlarını şuradan görebilirsiniz: CURE/USD https://www.coingecko.com/en/price_charts/curecoin/usd CURE/BTC: https://www.poloniex.com/exchange#btc_cure

Belki sizi zengin etmez, neticede hayır işi ama güzel bir birikim yapabilirsiniz. Az biraz araştırdıysanı, özel donanım – bulut madenciliği kiralama dışında artık sizin gibi bireylere Bitcoin madencilği yapma şansı kalmamış durumda. Hadi madenciliği geçtim, alayım kenarda dursun altın gibi yatırım aracı olsun derseniz, Bitcoin de 1.100 dolarlara dayanan fiyatıyla çok primli, can yakabilir. Özetle Bitcoin için fırsatlar kaçmış gibi görünüyor. Belli mi olur belki de CURE için henüz daha fırsat yeni başlıyordur? Hem maddi kazanç, hem insanlığa fayda ve hem manevi getiri, Kazan – Kazan (Win – Win)

Üç adımda CureCoinÜç adımda CureCoin

Nasıl CureCoin Kazanabilirim?

Tamam ikna oldum, nasıl yapacağız derseniz çok kolay. Adım adım anlatılmış https://curecoin.info/knowledge-base/folding-for-curecoin/how-do-i-start-folding-for-curecoin/ !imgur engelli olduğu için görseller görünmeyebilir, >buradan< deneyin (Advanced install bölümü)

1- Öncelikle Folding@Home yazılımını bilgisyarımıza indirip kuruyoruz (Windows, Mac ve GNU/Linux desteklenmekte) https://foldingathome.stanford.edu/download/)

2- Kendimize şu adresten bir kullanıcı adı belirliyoruz: http://fah-web.stanford.edu/cgi-bin/getpasskey.py (büyük küçük harf önemli)

3- Yukarıdaki adımda belirlediğiniz kullanıcı adıyla Folding Pool’a kaydolun: https://www.cryptobullionpools.com/

4- Uygulamayı açtıktan sonra ayarlara girip kullanıcı adımızı ve passkey’i girin. CureCoin Takımına katılmak için Team bölümüne: 224497 yazın.

5- Kendinize göre Folding@Home’un çalışma ayarlarını yapın ve hastalıklara çare bulmak için proteimleri katlamaya başlayın! Tebrikler!

Yahu tamam da nedir bu protein katlama neden önemli, bu adamların süper bilgisayarları Kuantum bilgisayarları neyin yok mu gibi soruların aklınıza gelmesi normal Şöyle açıklayabiliriz, Proteinler yaşamın temel parçacıklarından, bunların yapılarının değişmesi, katlanması hücre ve bileşenlerinin dahi işlevlerini değiştirmekte, proteinlerin nasıl katlandığını çözersek birçok hastalığa karşı ilaç üretebilecek ve çare bulabileceğiz. Burada işi zorlaştıran ise proteinlerin milisaniyeler içinde katlanması ve şu anda bile gelişmiş bilgisayarlarda bu milisaniyelik katlanma neredeyse bir günde analiz edilmekte. Bu nedenle özellikle bilgisayar oyunlarını seviyorsanız ve Nvidia CUDA veya AMD ATI Cal destekleyen bir grafik kartınız varsa verebileceğiniz katkı muazzam derecede olacaktır. Çünkü günümüzdeki grafik işlemciler (GPU) bilgisayarınızın işlemcisinden (CPU) çok çok çok daha yüksek işlem kapasitesine sahipler.

Velhasıl, iyi hoş, yaptık ettik hesapta CURE’ler birikti, nasıl paraya dönüştüreceğiz? diyebilirsiniz. Cüzdanınızda veya sanal cüzdanınızda biriktirdiğiniz CURE’ları https://www.poloniex.com/exchange#btc_cure vb takas siteleri (sanal döviz büroları gibi) üzerinden Bitcoin’e dönüştürebilirsiniz ve bu Bitcoinleri diğer siteler üzerinden USD eya TL’ye dönüştürüp banka hesabınıza alabilirsiniz veya doğrudan CURE kabul eden yerlerde harcayabilirsiniz. Mesela ben kazandığım 19 USD karşılığı CURE’un üzerine biraz daha koyup bulut üzererinden CURE madenciliği satın aldım: https://curecoin.info/shop/

Son olarak, uzun ve detayı bir konuyu kısaca yazmaya çalıştırm, adım adım yazabilseydim daha güzel olabilirdi, ama zaman ve plan elvermedi. Ama kolay bir sürece sahip olduğundan hızlıca kavrayabilecenizi düşünüyorum. Takıldığınız yerlerde yorum kısmına sorularınızı yazarsanız (soru cevap şeklinde gidelim :p) yanıt vermekten memnuniyet duyarım.

CureCoin hakkında detaylar için: https://www.curecoin.net/knowledge-base

Mutlu günler.

Sonrası Bitcoin’e faydalı bir alternatif: CureCoin blog.bluzz.net | Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

İnternet Yaşamdır

ABD hükümetinin maddi olarak desteklediği bir sivil toplum kuruluşu olan Freedom House’un Freedom On The Net (Ağda Özgürlük) 2016 adlı raporu kasım ayında yayımlandı (https://freedomhouse.org/sites/default/files/FOTN_2016_BOOKLET_FINAL.pdf). Rapor 65 ülkeyi (dünyadaki tüm internet kullanıcılarının %88’ini) kapsıyor ve Haziran 2015’ten Mayıs 2016’ya kadar olan gelişmeleri değerlendiriyor. Raporda internet özgürlüğünün son altı yılda gerilediği, hükümetlerin şimdiye dek hiç olmadığı kadar sosyal medyayı ve iletişim uygulamalarını sansürlediği belirtiliyor. Hükümetler, özellikle hükümet karşıtı gösteriler sırasında enformasyonun hızlı yayılmasını önlemek amacıyla çeşitli yollara başvuruyorlar. Bir yandan sosyal medyaya erişim kısıtlamaları artarken diğer yandan da internet kullanıcıları yaptıkları paylaşımlar nedeniyle cezalandırılıyorlar. İçerik paylaşımının yanında Facebook’ta bir içeriği beğenmek veya başkalarının kendilerine gönderdiği mesajları ihbar etmemek bile soruşturma konusu olabiliyor. Örneğin, geçtiğimiz yıl Tayland’da bir işçi Facebook’ta kralın köpeğine hakaret ettiği gerekçesiyle askeri mahkemede yargılanırken Suudi Arabistan’da bir internet kullanıcısına ateizmi yaydığı gerekçesiyle 10 yıl hapis ve 2000 kırbaç cezası verilmiş. Ayrıca 2013’ten bu yana bu tarz tutuklamalar yapan ülkelerin sayısında %50 artış olduğu görülmekte. Rapora göre son zamanlarda sansürün teknik çapı genişledi. WhatsApp ve Telegram gibi uygulamalar da artık hükümetlerin hedefinde.

Değerlendirilen 65 ülkeden 34’ünde internet özgürlükleri gerileme eğiliminde. Araştırmada aşağıdaki kriterler göz önünde bulunduruluyor:

  • Bir sosyal medya sitesinin veya bir uygulamanın, enformasyon paylaşımının önüne geçmek amacıyla, geçici ya da kalıcı, kısmen ya da tamamen engellenmesi
  • Politik, toplumsal veya dini içeriğin engellenmesi
  • Toplumsal veya politik gelişmeler nedeniyle internetin yerel ya da ülke çapında kesilmesi
  • Herhangi (bir sponsorluk bilgisi açıklanmadan) ücretli sosyal medya kullanıcılarının çevrimiçi tartışmaları hükümet lehine yönlendirmesi
  • Sansürü ve cezalandırmayı artıran yeni yasa ve yönergelerin çıkarılması
  • Gözetimi artıran ya da anonimliği sınırlayan yeni yasa ve yönergelerin çıkarılması
  • Blog yazarlarının veya internet kullanıcılarının politik veya sosyal bir içerikten dolayı tutuklanması, hapse atılması ya da uzun süreli gözaltına alınması (soruşturma amaçlı kısa süreli gözaltılar kapsam dışı)
  • Blog yazarlarının veya internet kullanıcılarının fiziksel saldırıya uğraması ya da öldürülmesi
  • Hükümet karşıtlarına veya insan hakları örgütlerine siber saldırıların düzenlenmesi

Bu kriterlere göre internet özgürlüklerinde gerileme eğilimi tespit edilen ülkelerin başında Uganda, Bangladeş, Kamboçya, Ekvador ve Libya geliyor. İnternet özgürlüklerinin en çok ihlal edildiği ülke ise Çin. Raporda ülkeler üçe ayrılmış: İnternetin özgür olduğu, kısmen özgür olduğu ve özgür olmadığı ülkeler. Fransa, İtalya, Gürcüstan, Almanya, Ermenistan ve Avustralya internetin özgür olduğu ülkeler arasında yer almasına karşın bu ülkelerde de özgürlüklerde bir gerileme var. Uganda, Libya, Hindistan, Brezilya, Güney Kore ve Ukrayna’da ise internet kısmen özgür. Türkiye, Rusya, Tayland, Mısır, Kazakistan ve Özbekistan internetin özgür olmadığı ve özgürlüğün gerilediği ülkeler. Rapor, sosyal medyanın Türkiye’deki darbe girişimi karşısında önemli bir rol oynamasına rağmen temmuz ayından itibaren internet özgürlüğünde önemli bir gerileme olduğunu yazıyor.

Rapor şaşırtıcı mı? Bence değil. Çünkü internet yaşamdır. Fakat internet yaşamdır derken ülkemizde bu sloganı kullananların büyük kısmı gibi internetin yaşamda olumlu anlamda köklü değişiklikler yapabileceğini anlatmak istemiyorum. Teknolojinin toplumsal ilişkileri etkilediğini kabul etmekle beraber belirli toplumsal ilişkiler içinde geliştiğini ve ondan etkilendiğini vurgulamak istiyorum. Dünyada hak ve özgürlüklerdeki gerilemenin internette sansür ve gözetimin artmasıyla paralel bir seyir izlemesi olağan bir durum. Ancak raporun doğru saptamalar içermesine karşın gerçekliği kısmen yansıttığını düşünüyorum. Raporun özellikle sosyal medya uygulamaları ve hükümetlerin bunları sınırlayıcı müdahaleleri üzerinde durduğuna dikkat edelim. Yukarıdaki kriterler doğrultusunda değerlendirildiğinde dünyadaki birçok hükümetin özgürlüklere düşman ve ABD’nin de internetin özgür olduğu az sayıdaki ülkelerden biri olduğu görülüyor. Sosyal medyanın şirket, dolayısıyla yönetiminde sadece sınırlı sayıda kişiye hak tanıyan, yapısını şimdilik bir tarafa bırakalım. Söz konusu sosyal medya uygulamalarını yaratan koşulların başında internetin adem-i merkeziyet üzerine kurulu yapısı geliyor. Diğer medyalarla karşılaştırıldığında mülkiyet ilişkilerinin belirleyiciliğinin daha sınırlı olduğu bu yapıda (en azından teoride) büyük bir medya tekeli de bütçesi sınırlı bir demokratik kitle örgütü de internet üzerinden kitlelere ulaşabilir. Dolayısıyla internet özgürlüğü için daha büyük bir tehlike hükümetlerin ve şirketlerin internetin altyapısını değiştirmeye yönelik adımları. Şirketlerin bu yönde yaptığı müdahaleler, sivil toplum örgütlerinin buna karşı mücadeleleri, taraflar arasında kurulan ittifaklar ve hükümetlerin sergilediği duruş özgürlüğün hükümetlerin sosyal medyaya müdahalelerine karşı mücadeleye indirgenemeyeceğini gösteriyor. Bunun en iyi örneklerinden biri de ağ tarafsızlığı tartışmaları.

İSS’lerin (İnternet Servis Sağlayıcı) ve hükümetlerin internetteki bütün içeriğe eşit davranması anlamına gelen ağ tarafsızlığı hakkındaki tartışmalar, internette kendiliğinden bir özgürlüğün olmadığının en büyük kanıtıdır. Ağ tarafsızlığına göre beklenti, ağları işletenlerin uygulamalar, içerik, web siteleri ve platformlar arasında ayrım yapmamasıdır. Buna göre İSS’ler belirli bir uygulama ya da siteye erişim hızını artıramaz, belirli bir enformasyona erişimi önceliklendiremez. Bu, internete atfedilen özgürlüğün temellerinin başında gelir. Fakat bir zorunluluk değil tasarımsal bir tercihtir. 2000’li yılların başından itibaren ağ altyapısını sağlayan şirketlerin bu tasarımı değiştirmek için hem teknik hem de hukuksal açıdan son derece ciddi müdahaleleri var. Örneğin 2005 yılında FCC’nin (U.S. Federal Communications Commission – Federal İletişim Komisyonu), ABD’li ağ işletmecilerinin yoğun lobi faaliyetleri sonucunda, telefon hatları üzerinden gerçekleştirilen geniş bant internet erişimini düzenlenen bir iletişim hizmeti olmaktan çıkararak düzenlenmeyen enformasyon hizmeti sınıfına dahil etmesi çok kritik bir karardır. Elbette tartışma burada sonlanmaz. Ama tartışmanın devamına bakmadan önce teknoloji tarihinde kısa bir gezinti yapmak ağ tarafsızlığının bir zorunluluk değil, tasarımsal bir tercih olduğunun anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Felczak’ın (2013) ifade ettiği gibi telefon taşıyıcılarının (carrier) veri ağlarına ilgisi yeni değildir. Veri ağlarının ortaya çıkışıyla beraber telefon iletişimi ve altyapısını kontrolle yetinmeyip ağ iletişiminin doğasını tanımlamaya çalışmışlardır. Böylece bu iletişimin alt yapısını sağlayanlar olarak mümkün olan en ayrıcalıklı pozisyonu elde edebileceklerdir. Taşıyıcılar fırsatını yakalayıp daha bağımsız hareket edebildiklerinde kamusal, ticari olmayan ve farklı iletişim biçimleri aleyhine kar oranlarını artıracak yollara sapmaktadır. X.25’in öyküsü buna güzel bir örnektir. Felczak’ın (2013) X.25 ve ARPANET karşılaştırması tasarımsal tercihlerin bir teknolojinin gelişimi ve benimsenmesinde ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir.

1970’lerde bilgisayar fiyatlarının düşmesi ve kullanım alanlarının artmasıyla, telefon taşıyıcılarında veri ağlarına yönelik bir ilgi oluşur. Kuzey Amerika ve Avrupa’da videoteks üzerine kurulu, devlet destekli veri ağı ve modernleştirme projelerinin yürütülmesi için girişimler başlar. Bu girişimlerde telefon taşıyıcılarına veri ağlarının doğasını ve kullanılacak teknolojiyi belirleme konusunda geniş (ve denetimsiz) bir özgürlük verildiğinde taşıyıcılar temel ağ protokollerini ve kullanılacak teknolojileri,

  • telefon altyapısı üzerindeki güçlerini yoğunlaştıracak ve genişletecek,
  • özel ağ operatörlerinin sayısını ve kapasitesini sınırlayacak,
  • kullanıcıların iletişim biçimlerinin doğasını büyük ölçüde tanımlayabilecek

biçimde tasarlamaya yönelirler.

Taşıyıcıların yukarıda belirtilen amaçlarına ulaşabilmeleri ve yeni oluşmakta olan piyasayı kontrol altına alabilmeleri için öncelikle üreticilerden ve onların özel mülkiyetli ağ ürünlerinden ve protokollerinden bağımsız olmaları gerekmektedir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, taşıyıcıların geliştireceği özel mülkiyetli olmayan bir protokol farklı üreticiler tarafından uygulanabileceği için taşıyıcılar tek bir üreticiye bağımlı kalmayacaktır. İkinci neden ise stratejik olarak çok daha önemlidir. Böylece taşıyıcılar ağ protokollerini kendi vizyonları, öncelikleri ve değerleri doğrultusunda şekillendirebilecek ve üreticileri kendi öncelikleri ve ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirebileceklerdir (age).

Taşıyıcılar bu doğrultuda geliştirdikleri X.25 protokolünün ulusal ağlarda işlevsel kullanımını da sağlarlar. X.25’li ağlar 1977’de Kanada’da, 1978’de Fransa’da, 1979’da Japonya’da ve 1980’de Britanya’da kullanılmaya başlanır. X.25, geleneksel telefon bağlantılarında kullanılan devre anahtarlamadan farklı olarak paket anahtarlama teknolojisine dayanmaktadır. Devre anahtarlamada, iki taraf arasında bir bağlantı kurulur ve bağlantı konuşma süresince sabit kalır. Aynı kaynak, konuşma süresince başka yerde kullanılamadığından bir kaynak israfı vardır. Paket anahtarlama teknolojisinde ise taraflar arasında fiziksel bir bağlantı kurulmadan veri paketlere bölünerek karşı tarafa iletilir. Gönderenin görevi mesajı paketlere bölmek, alıcınınki ise bu paketleri tekrar bir araya getirmektir. Bu ağ modelinde ağ, paketlerin kaynak ve hedefi doğrultusunda basit bir veri taşıma servisi sunar. Modele göre paketlerin yanlış sırada gelmesi durumunda alıcı paketleri yeniden doğru şekilde sıralayabilir ya da alıcı hatalı paketin yeniden gönderilmesini talep edebilir.

Ulusal taşıyıcılar veri ağını yürüttükleri telefon işlemlerinin bir uzantısı olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla kullanılmakta olan telefon ağı altyapısına veri ağı bileşenleri eklemek yeterli olacaktır. Taşıyıcılar ağ altyapısına sahip olduklarından kullanıcılar için veri akışını düzenleyecekleri, trafik ve hata kontrolü sağlayacakları varsayılmaktadır. Basit bir arayüzle ağa bağlanan kullanıcılar akış ve hata kontrolünün ağa bırakacaklardır. Ayrıca X.25’te, kullanıcıların ağa doğrudan bağlanacağı varsayılarak özel ağlar içinde kullanılan protokollerle iletişime ve ticari ağ operatörlerinin taşıyıcı ile rekabetine fazla açık kapı bırakılmaz. Taşıyıcıların yönlendirdiği tasarımsal tercihler, kendilerini oluşmakta olan telekomünikasyon piyasalarında belirleyici bir konuma getirmektedir.

X.25, Almanya, Britanya ve Fransa’da videoteks hizmetlerinde kullanılır. Taşıyıcılar bu hizmeti iki uçta da kontrol edebilmektedir. Birincisi, kullanıcılar videoteks terminalleri ile telefon ağı üzerinden sisteme bağlanmaktadır. İkincisi, içerik sağlayıcıların enformasyon hizmeti verebilmesi için veritabanlarının taşıyıcıların ağına bağlaması gerekmektedir. Hatta Almanya ve Britanya’da içerik sağlayıcılar doğrudan taşıyıcıların kendi veritabanlarını kullanabilmektedir. Böylece taşıyıcılar bulundukları stratejik nokta sayesinde hem kullanıcılardan hem de içerik sağlayan şirketlerden gelir elde edebilmektedir.

X.25’in başarılı olabilmesi ve yaygınlaşabilmesi için hem kullanıcıların hem de içerik sağlayıcıların videoteksi benimsemesi gerekmektedir. Ancak Fransa’daki Teletel (bkz. https://en.wikipedia.org/wiki/Minitel) dışındaki ağlar başarılı olamaz. Belki daha sonra İnternet adını alacak olan ARPANET olmasaydı X.25’in bir başarı şansı olacak, diğer ülkeler de Teletel deneyiminden faydalanabilecektir. Ancak 1976’dan 1980’lerin sonlarına kadar telefon taşıyıcıların X.25’i ile ARPA’nın (ABD Gelişmiş Savunma Araştırmaları Projeleri Birimi) paket anahtarlama teknolojileri TCP (Transmission Control Protocol – Aktarım Kontrol Protokolü) ve IP (Internet Protocol – İnternet Protokolü) yarışacak ve yarışın kazananı TCP/IP olacaktır.

Telefon taşıyıcılar, hedefleriyle paralel bir şekilde X.25’i sıkı bir şekilde kontrol etmektedir. ARPA ise ağı tasarlarken içinde bulunduğu koşullar nedeniyle daha gevşek davranmak zorunda kalır. Ağ, hem ordunun genel ihtiyaçlarını hem de araştırma kuruluşlarının özel ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Fakat bu yerlerin yöneticileri ağın geleceği konusunda kuşkulu olduklarından ellerindeki bilişim kaynaklarından vazgeçme konusunda isteksizlerdir. Bu nedenle ARPANET, farklı bilgisayarları, ağları ve altlarındaki medyayı desteklemelidir. Bir başka öncelik ise ağın ölçeklenebilirliğidir. Güvenilirlik ve performanstan vazgeçmeden ağ büyüyebilir olmalıdır. Farklı ağlarda kullanılan farklı protokollerin birbirine çevrimi ölçeklenebilirliği azaltacağından ortak ve olabildiğince basit bir protokole gerek vardır. Bunun için de ağın paketleri yalnızca taşımasına ama akış ve hata kontrolü gibi karmaşık işlemlerin uçlardaki bilgisayarlar tarafından gerçekleştirilmesine karar verilir.

Kısacası telefon taşıyıcıları, homojen, sınırlı büyüyen ve belirli uygulamalara izin veren bir ağ ve buna uygun bir protokol tasarlarken ARPA bilgisayar, ağ ve medya farklılıklarına öncelik veren, gelecekteki büyümeyi ve uygulama esnekliğini dikkate alan bir ağ ve protokol hedeflemektedir. TCP/IP tasarımcılarının amaçları X.25’ten farklı olduğu için ortaya çıkan üründeki güç ilişkileri de farklı olacaktır.

Çalışma birçok tasarımsal tercihi içermektedir. Ama TCP/IP’nin zaferini sadece tekniğe bağlamak yanlış olur. Bilgisayar üreticilerine TCP/IP’yi bilgisayarlarına ve ağ ürünlerine uygulamaları için fon sağlandığı ve ARPA’nın TCP/IP’nin fiili bir standart haline gelmesi için uğraştığı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Sonuçta telefon taşıyıcıların bağlantıyı, iletimi ve içeriği metalaştırma girişimleri başarısızlıkla sonuçlanır. Ayrıca ArpaNet’in ilk günlerinde ABD’nin en büyük telefon taşıyıcı AT&T’nin ağa daha etkin katılımı kabul etmeyip X.25’e yatırım yapmayı tercih ettiğini de eklemek gerekir. Nedeni ise açıktır, karşısında metalaştırmaya yeterince açık olmayan bir ağ vardır. Fakat taşıyıcılar ağdan daha fazla kar elde etme arayışına devam ederler. İstedikleri fırsatı 1990’larda “IP kıtlığı” tartışması sonrası ortaya çıkan IPv6’da yakalarlar. IPv6’nın tasarım sürecine dahil olan ABD Donanması ve içlerinde kablolu televizyon endüstrisinin de yer aldığı ABD’li bazı şirketler IPv6’da kaynak ayırmanın ve trafik önceliklendirmenin olmasını talep ederler. Böylece çoklu ortam içeriğini ve zamana duyarlı veri ayrıcalıklandırılabilirken bu sınıfa girmeyen içerik ağda daha yavaş iletilecektir. ABD Donanması bunu stratejik amaçları için istemektedir. Kablo endüstrisi ise evlere çoklu ortam uygulamalarını götürmekle ilgilenmektedir. Taşıyıcılar ise bunu içerik sağlayıcılardan gelir elde etmek için kullanabilecekler.

AT&T’nin eski CEO’larından Edward Whitacre 2003 yılında tam da bunu talep etmektedir. Google, Yahoo veya başka biri AT&T’nin altyapısını kullanıyorsa bunun karşılığını ödemeli, bunun için bir mekanizma olmalıdır. Fakat sorun yalnızca Google, Yahoo, Facebook vb tekellerle AT&T, Verizon ve Comcast gibi taşıyıcılar arasında değildir. Taşıyıcıların arzuladığı X.25’te yapmaya çalıştıkları gibi ağın tarafsız olmaması ve bütün içeriğe eşit davranılmamasıdır. Nitekim şu anda bu amaçlarına daha kolay ulaşmalarına yarayacak olan IPv6 henüz IPv4’ün yerini almamış olsa da taşıyıcılar 2000’li yıllardan itibaren içerik filtreleri ve derin paket inceleme gibi teknolojilerle içeriğe göre ağdaki trafiğe müdahale edebilmekteler (age).

Taşıyıcıların ağa müdahalelerini genelleştirebilmeleri için teknik çözümlerin yanında sektörle ilgili düzenlemelerin kaldırılmasına veya gevşetilmesine de ihtiyacı vardır. Örneğin Google’dan, sunduğu hizmetlerin kullanıcılara daha hızlı erişmesini sağlamak istiyorsa taşıyıcılara ek ödeme yapması istenmektedir. Elbette ki aynı ilişki son derece sınırlı bir bütçeyle faaliyetlerine devam eden alternatif medya içerik üreticileri, demokratik kitle örgütleri ve özgür/açık kaynaklı yazılım kullanıcıları için de zorunlu olacaktır. Mağdurlar ve bilişim tekelleri, taşıyıcılara karşı hukuksal mücadelede bir araya gelirler. Bu birlikteliğin sorunlarını yazının sonunda yer vereceğim. Ama teknik kararları belirleyecek veya onları sınırlandırabilecek bir hak mücadelesinin önemli olduğunu özellikle belirtmem gerekiyor.

Ortak taşıyıcılık (common carriage), bu hak mücadelesinin önemli bileşenlerinden ve ABD’deki ağ tarafsızlığı tartışmalarını anlamada önemli bir yere sahip tarihsel bir kavramdır. Kavramın kökenleri Roma Hukuku’na ve Orta Çağ İngiltere’sine kadar uzanmaktadır. Ortak taşıyıcılık, önemli bir kamu hizmetini sunan sadece tek bir özne olduğu durumlarda ortaya çıkar. Kurallar gereği bir köyde bulunan ve ortak taşıyıcı kapsamında değerlendirilen han, rıhtım ve hatta cerrah makul bir ücret karşılığında köyde yaşayan herkese hizmet sunmalıdır. Ortak taşıyıcılığın iki temel ilkesi vardır. Zararlardan sorumlu olmak ve kamuya hizmet zorunluluğu. Birincisi taşıyıcının taşınan malın güvenliğinden sorumlu olmasıdır. İkincisi ise kamuya hizmettir. Eski İngiltere’de ortak (common) sözcüğü işi yapan kişinin bir kişi ya da gruba değil kamuya hizmet ettiğini belirtmektedir. Örneğin bir terzi, belirli kişi ya da kişilerin özel terziliğini değil, herkesin terziliğini yapıyorsa “ortak terzilik”ten söz edilmektedir (Guniganti ve Grabowski, 2013).

Ortak taşıyıcılık kavramı, teknolojinin evrimiyle genişler. Buharlı gemiler ve demir yollarından sonra telgraf ve telefon da bugün internet düzenlemelerine örnek olabilecek biçimde ortak taşıyıcılık ilkesine göre düzenlenir. Telgraf kamuya açık bir hizmet olarak kabul edilir, göndericiler arasında bir ayrım yapılmaması konusunda düzenleme yapılır. Önce gelen, önce hizmet alacaktır. 1881’deki bir mahkeme kararı telgraf ile taşımacılığı aynı düzlemde ele almaktadır. Tabi burada taşıyıcılığın birinci ilkesi gereksizleşir, ikinci ilkesi öne çıkar. Telefon da aynı çizgide ilerleyecektir. ABD Kongresi’nin 1910’daki kararına göre telgraf, telefon ve kablo şirketlerinin ortak taşıyıcı olarak nitelendirilmesi gerektiği belirtilmektedir. AT&T’nin yerel rakiplerini satın alması ve bölgeler arası bağlantıları yapmaması nedeniyle Adalet Bakanlığı devreye girecek ve 1913’te AT&T düzenlemeyi kabul etmek zorunda kalacaktır. Kingsbury Taahhüdüne göre AT&T, Western Union ile ilişkisini kesecek; rekabetçi nitelikte olmayan bağımsız telefon şirketlerinin AT&T’nin uzun mesafe ağıyla bir birine bağlanabilmesine izin verecek ve rekabet ettiği bağımsız telefon şirketlerini satın almaktan vazgeçecektir. Karşılığında da telekomünikasyon sektörünün özel sektörün elinde kalmasına izin verilecek ve şirket demiryollarında ve Standard Oil’de olduğu gibi parçalanmayacaktır (age).

Tüm bu düzenlemelerin sorumluluğu 1887’de kurulan ICC’nin (Interstate Commerce Commission – Eyaletler Arası Ticaret Komisyonu) üzerindedir. Fakat bu süreçte ICC’nin asıl işi olan demir yollarının düzenlenmesine odaklanması, telgraf ve telefon şirketleriyle yeterince ilgilenememesi nedeniyle 1934 yılında ABD’de yürürlüğe giren İletişim Yasası’yla FCC kurulur. İletişim Yasası’nda Eyaletler Arası Ticaret yasasındaki ortak taşıyıcı tanımı alınarak ortak taşıyıcı “kamuya bir kira karşılığında iletişim hizmeti sunmakla görevli herhangi bir kişi” olarak tanımlanır. FCC, telefon ve telgraftan sonra kablonun ortak taşıyıcı olmadığını savunarak kablolu yayınların düzenlenmesine dahil olmak istemez. Ancak 1962’de kablo sistemlerinin sayısı neredeyse 800, abonelerinki ise 850000 olmuştur. 1965’te önce mikrodalga antenleriyle sinyal alan kablolu sistemler, 1966’da tüm kablolu sistemler için düzenlemeler yapılır. Sonraki yıllarda, konjonktüre bağlı olarak, mahkemeler FCC’nin kablolu sistemlerdeki düzenleyici rolünü onaylayan, sorgulayan veya sınırlayan kararlar verirler (age).

1970’lerin başında FCC, düzenlemenin bilgisayar endüstrisinde inovasyona zarar vereceğini öne sürerek bilgisayar hizmetlerine yönelik bir düzenlemeden kaçınır. Ancak internetin ilk günlerinde kullanıcıların bir telefon hattı üzerinden İSS’ye (İnternet Servis Sağlayıcı) bağlanıyor olması nedeniyle yerel telefon ağları herhangi bir İSS için taşıyıcı görevi üstlenmektedir. Krugman (2007) federal düzenleyicilerin zorlamasıyla yerel telefon şirketlerinin altyapılarını İSS’lere açmasının ABD’de internetin gelişmesinde etkili olduğunu düşünmektedir. Ancak 1990’larda internet yaşamdır sözü bir kez daha doğrulanır. Neoliberal rüzgarların başta ABD olmak üzere dünyayı altüst ettiği bir süreçte internet de bundan uzak duramaz. Demir yolları ve havayollarında düzenlemelerin azaltılması (deregulation), diğer bir deyişle şirketler için kuralsız bir ortamın yaratılması girişimi internete de sıçrar. Telekomünikasyon ve kablo şirketlerinin geniş bant ağlar üzerinden internete erişim hizmeti vermeye başlamasından sonra şirketler kuralsızlaştırma konusunda ABD’li yasa koyucuları ikna ederler. Böylece 1996’da Clinton yönetimi internetin kuralsızlaştırılması yönünde önemli ama çelişkili bir adım atar. 1996 telekomünikasyon Kanunu’na göre farklı medyalar farklı biçimlerde düzenlenecektir. Birinci başlık altında enformasyon servisleri yer almaktadır ve yasal bir düzenlemeye bağlı olmadığı gibi FCC’nin enformasyon servisleri üzerinde sınırlı bir yetkisi olacaktır. İkinci başlık altında ise telekomünikasyon servisleri yer almaktadır ve yasal düzenlemeye bağlıdır. FCC, internetin bir enformasyon hizmeti olduğuna karar verir (Guniganti ve Grabowski, 2013). 2005 yılında FCC, telefon hatları üzerinden gerçekleştirilen geniş bant internet erişimini de enformasyon hizmeti sınıfına alır.

2008 yılına gelindiğinde FCC yöneticileri kuralsızlaştırma konusunda çok ileri gittiklerini itiraf ederler. Düzenleme olmamasının rekabeti ve dolayısıyla inovasyonu artıracağı öngörülmüştür. Ama öyle olmamış, ucuz ve hızlı internet yerine telekomünikasyon şirketleri kuralsızlıktan, bazı web sitelerini ve uygulamaları hızlandırmak bazılarını da yavaşlatmak için yararlanmıştır. Örneğin Comcast kendi talebe bağlı görüntü (video-on-demand) hizmetiyle rekabet ettiğini düşündüğü için müşterilerinin Bittorrent kullanımını yavaşlatmıştır (age).

FCC’nin, Kasım 2011’de yürürlüğe giren 2010 Açık İnternet Talimatı ABD’de bağlayıcılığı olan ilk ağ tarafsızlığı politikası olur. Bu politikaya göre, geniş bant ağ taşıyıcılarından beklentiler şunlardır: trafik işletmelerinde şeffaflık, herhangi bir yasal içeriğin, servisin, uygulamanın veya cihazın engellenmemesi, iletimde bir ayrıcalık yapılacaksa bunun haklı bir gerekçesinin olması. Fakat talimatın, kablolu “kamusal internet” ile kablosuz ağları ve özelleşmiş hizmetleri ayrı tutması önemli bir eleştiri konusudur. Açık İnternet, İSS’lerin ücret karşılığında bazı içerikleri önceliklendirmesine imkan vermektedir. 2014’te FCC bir adım daha atar ve internette yavaş ve hızlı şeritlerin olabileceği bir teklif sunar (https://www.publicknowledge.org/news-blog/blogs/how-the-fccs-proposed-fast-lanes-would-actually-work). FCC, 15 Temmuz 2014’te web’den kamuoyunun düşüncesini öğrenmek istediğinde birinci gün 1,1 milyon görüş alır ve bu görüşlerden sadece %1’i açıkça ağ tarafsızlığına karşıdır. 15 Eylül 2014’te ağ tarafsızlığını savunan insanların, sivil toplum örgütlerinin ve şirketlerin yoğun katılımıyla FCC’ye iletilen görüş sayısı 3,7 milyon olur. 26 Şubat 2015’te FCC, 1996 telekomünikasyon Kanunu’na göre birinci başlık altında (düzenlenmeyen hizmet olarak) yer alan interneti ikinci başlık (düzenlenen hizmetler) altında sınıflandırır. 12 Temmuz 2015’te, ağ tarafsızlığı yerine kullanmayı tercih ettiği Açık İnternet İlkeleri’ni ilan eder. Bu ilkeler hem sabit hem de mobil geniş bant hizmetleri için geçerli olacaktır:

  • Geniş bant sağlayıcılar hiçbir yasal içerik, uygulama, hizmet ve zararsız cihaza erişimi engelleyemez.
  • Geniş bant sağlayıcılar yasal internet trafiğini içerik, uygulama, hizmet ve cihaz temelinde zayıflatamaz veya düşüremez.
  • Geniş bant sağlayıcılar, ödemeyle bazı trafiği önceliklendiremez.

Kısacası, ağ tarafsızlığı savunucuları, ağ tarafsızlığını ortadan kaldırmak isteyen taşıyıcılara karşı önemli bir zafer kazanmıştır. Ama interneti daha derin metalaştırmak ve kârın yeniden paylaşımını isteyen taşıyıcılar ve İSS’ler kolayca pes etmeyecekler gibi görünüyor. Obama’nın net olarak ağ tarafsızlığının yanında durduğu düşünülürse Trump iktidarında farklı gelişmelerin yaşanabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. IPv6’nın tamamen IPv4’ün yerini alması da dengeleri değiştirebilir. Ancak ağ tarafsızlığı için yapılan bu mücadelenin en kritik olaylarından biri 2010 yılında ağ tarafsızlığını savunan Google’ın karşı cephede yer alan (aynı zamanda Android projesindeki iş ortağı olan) ABD’nin en büyük erişim sağlayıcılarından Verizon ile FCC bünyesinde kapalı kapılar ardında yaptığı anlaşmadır. Google ve Verizon şu anki internet yapısının korunması ancak taşıyıcılara ve onların iş ortağı olan içerik sağlayıcılara açık özel internetlerin olabileceği konusunda anlaşırlar. Google aynı cephede yer aldıklarını düşünen insanları hayal kırıklığına uğratmıştır.

Yaşanan hayal kırıklığı ağ tarafsızlığı, özgür internet, özgür/açık kaynaklı yazılım vb konularda mücadele eden insanların en zayıf noktasına işaret ediyor. Dolber (2013) bu zayıflığı enformasyonculuk (informationism) ideolojisi başlığı altında tartışmaktadır. Dolber (2013) ağ tarafsızlığı tartışmalarında olduğu gibi enformasyonculuk ideolojisinin sivil toplum kuruluşları ile şirketleri aynı cephelerde bir araya getirmekle kalmadığını aynı zamanda potansiyel müttefikleri karşı cephelere sürdüğünü ifade etmektedir. Enformasyonculuk ideolojisi, bilişim teknolojilerinin kuralsızlaştırılmış küresel kapitalizmdeki rolünü görmezden gelirken insanların teknolojiyle donatıldığı küresel bir vatandaşlığı savunmaktadır. Bilgi ve enformasyonun rolü yüceltilirken kapitalist üretim ilişkileri, şirket sahipliği ve kontrolü, şirket ve devlet iktidarının hegemonik yapılanması görmezden gelinir. İnternet ve dijital teknolojilerin gelişimi süresince eşitsizliğin arttığı gerçeği dikkate alınmaz (age).

Dolber (2013) enformasyonculuğun birbiriyle ilişkili üç mite dayandığını ifade eder. Birinci mit, emek ve sermaye arasında asli bir çelişki olmadığıdır. İkincisi, ileri iletişim teknolojilerine erişimin politik katılımı ve tam vatandaşlığı geliştireceğidir. Üçüncüsü ise yeni medya sektörü içinde yer alan seçkinlerin neoliberalizm altında demokrasinin savunucusu olduğudur. Bu üç mit başarılı bir şekilde sivil toplumu bölebilmekte ve kitleleri şirketlerin arkasına yedekleyebilmektedir.

Örneğin ağ tarafsızlığı tartışmalarında, kurucuları kapitalizme ve medyanın sistem içindeki rolüne karşı mesafeli olan Free Press gibi örgütlerin enformasyon ideolojisi etkisinde dile getirdikleri tezler, şirketlerle ittifaklarını güçlendirmekte ama diğer yandan neoliberalizmin geliştirdiği medya ilişkilerine karşı mücadelelerini zayıflatmaktadır. Örneğin birinci mitte ifade edildiği gibi emek ve sermaye arasındaki çelişki görmezden gelinmektedir. Ağ tarafsızlığının rekabeti artıracağını ve bunun da tüketicilere olumlu yansıyacağını savunulmaktadır. Hükümet kuruluşları nezdinde bu tez daha kabul edilebilir olabilir. Aynı tezler karşı cephede, ağ tarafsızlığına karşı çıkmak için de kullanılabilmektedir. Ancak her iki durumda da rekabeti kutsayan bu söylem, piyasaları temel alan neoliberal sistemi besler ve gün gelir piyasaların “sağlıklı” işleyişi insan hak ve özgürlüklerinin karşısına dikilir. İkinci mit ise daha çok internet teknolojilerine yüklenen demokratikliktir. Ancak bu demokrasinin sınırlarının Facebook, Google veya herhangi bir şirket tarafından çizildiği umursanmaz. Free Press, internette hızlı ve yavaş şeritler yaratmanın, yeni şirketlerin kendinden önce var olanlarla eşit şartlarda olmamasının yeni Google, eBay ve Napster’ların oluşumunu engelleyeceğini savunur. Yine üstü kapalı olarak bilişim şirketlerinin iyiliği ve farklılığı tescillenir. Google iyidir, AT&T kötüdür! Google’ın kapitalizm için kendi çıkarları olan bir şirket olduğu unutturulur (age).

Ağ tarafsızlığı tartışmasının karşı cephesinde de durum pek farklı değildir. 300 bini kablo ve telefon hizmetlerinde olmak üzere 700 bin üyesi olan CWA (Communications Workers of America – ABD İletişim Çalışanları) da kendilerinin ve kamunun çıkarlarını şirketlerden ayrı görmemektedir. CWA Başkanı Larry Cohen, geniş bant sağlayıcıların ağ tarafsızlığını bozan adımlarını haklı bulmakta, taşıyıcıların yaptıkları yatırımın karşılığını alma isteğini kapitalizmin gereği olarak nitelendirmektedir. Geniş bant sağlayıcılar, ABD’nin küresel piyasalardaki rekabetçi konumunu koruyacak ve diğer ülkelerin gerisine düşmesini engelleyecektir. Geniş bant sağlayıcıların “herkese erişim hakkı” söylemi ve bunun CWA tarafından da sorgulanmaksızın desteklenmesi Dolber’in (2013) belirttiği ikinci mite örnektir. Geniş bant sağlayıcılar, ağ tarafsızlığını ortadan kaldırarak kârlarını artırmak istediklerini değil taşraya ve toplumun düşük gelirli kesimlerine ucuz ve hızlı internet götürmek için masrafları paylaşmak istediklerini söylemektedir. İnternetin erişilebilirliğinin artmasının toplumun dezavantajlı kesimlerini kültürel ve ekonomik olarak güçlendireceği öne sürülmektedir. Böylece internetteki sınıfsal çelişkiler ve desteklenen politikanın hangi sınıfın konumunu güçlendiren bir potansiyel taşıdığı atlanmaktadır. Free Press ile Google arasındaki ilişkinin bir benzerini CWA ile geniş bant sağlayıcılar arasında görmek mümkündür. Ağın hükümet müdahalesi olmaksızın kendi kendini düzenlemesini savunmakta, sözlerini ifade özgürlüğü ve sansür karşıtlığı ile süslemekte ama özellikle de tüm Amerikanların erişebileceği yüksek kapasiteli ağların inşasına vurgu yapmaktadır. Dolber (2013), bu söylemin sayısal bölünmede (bilişim teknolojilerine erişimde eşitsizlik) telekomünikasyon devlerini demokrasinin savunucusu olarak gösterdiğini ve CWA’nın işverenlerinin kârlı olmayan yerlere yüksek hızlı ağ inşa etmemesinin üzerini örttüğünü belirtir. Böylece sayısal bölünmeyi devam ettiren kâr arayışını da meşrulaştırmış olurlar. Dolber (2013) enformasyonculuk ideolojisinin benzer etkilerinin ağ tarafsızlığı tartışmalarında diğer grupları da etkilediğini, örneğin siyahların sayısal bölünmeyi çözeceğini düşündükleri telekomünikasyon firmalarının yanında yer aldığını ifade eder.

***

Dolber’ın (2013) belirttiği gibi ortak çıkarlara sahip olan sivil toplum örgütlerinin, sendikaların ve demokratik bir medya sistemini önemseyen herkesin sermayenin çıkarlarınca kontrol edilen değil, halkın çıkarlarını gözeten birliktelikler kurabilmesi gerekir. Aslında temel sorun da buradadır. Harvey (2015), Neoliberalizmin Kısa Tarihi adlı kitabında özgürlüğün Amerikalılar için sihirli bir kelime olduğunu, herhangi bir şeyi haklı göstermenin aracı haline geldiğini yazar. Neoliberalizmin serbestlik ve özgürlük üzerine kurulu retoriği sermaye sınıfının iktidarının sürdürülmesine ve yeniden inşasına hizmet eder; çoğu zaman da bu süreci maskeler. Örneğin yukarıdaki enformasyonculuk ideolojisi örneklerine baktığımızda her iki tarafta da özgürlük vurgusu belirgindir: İfade özgürlüğü, erişim özgürlüğü, rekabet özgürlüğü… Her iki taraf da aynı özgürlüklerle kendini meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Ancak emek ve sermaye arasındaki çelişkiyi kabul eden bir sınıf siyaseti yaşamı ve interneti gerçekten özgürleştirebilir. Tek başına sosyal medyaya erişim özgürlüğünün bir değeri yoktur.

Kaynaklar

Dolber, B. (2013). Informationism as Ideology: Technological Myths in the Network Neutrality Debate. Regulating the Web: Network Neutrality and the Fate of the Open Internet, 143.

Guniganti, P., Grabowski, M. (2013). Applying Common Carriage to Network Neutrality in the United States. Regulating the Web: Network neutrality and the fate of the open Internet, 71.

Harvey, D. (2015). Neoliberalizmin Kısa Tarihi, Çev. Aylin Onacak, Sel Yayıncılık, İstanbul.

Krugman, P. (2007). The French Connections. The New York Times.

Stiegler, Z. (2013). Visions of Modernity: Communication, Technology, and Network Neutrality in Historical Perspective. Regulating the Web: Network neutrality and the fate of the open Internet, 11.

 

 

 

February 16, 2017

Son kullanıcı için özgür yazılım neden önemli? -1-

Bu konuda çok zamandır yazmak istiyorum ama çok uzun bir yazı yerine her yazıda ayrı örneklerin olduğu bir kaç yazı yazmaya karar verdim. İlk örnek çok severek kullandığım pebble.

Pebble arkasında bilindik bir marka olmadan milyonun üzerinde saat satabilmiş bir girişimdi. Kitle fonlaması tarihinin en başarılı, sevilen ve rekabetçi ürünlerinden birini ortaya çıkaran firma geçtiğimiz aylarda fitbit'e satıldı. Fitbit sadece fikri mülkiyet haklarını satın aldı ve artık pebble üretmeyecek. Pebble'ın da elinde sadece donanım kaldı ve üzerindeki yazılımlar olmadan saat satamayacağı için bu harika ürün artık satılmayacak. İşin kötüsü çok yakın gelecekte elimizdeki saatleri de aldığımız amaca uygun kullanamıyor olacağız.

Pebble etkileşimli saatlerin en başarılısıydı bence. Hem IOS, hem android cihazlarla çalışması, zamanla çok genişlemiş ve giderek büyüyen marketi ve bir haftayı geçen şarj süresi onu alternatiflerinin önüne geçiriyordu. Apple ürünlerinden ucuzdu ama onlardan ucuz olmamak oldukça zor bir konu zaten. Geliştiricilere hem yerellerinde hem de bulutta çalışma ortamları sağlaması ve insanları pebble üzerinde uygulama geliştirmeye teşvik etmesi etrafında kalabalık bir kitle oluşmasını sağlamıştı. Hatta Gülşah LibreOffice'in giyilebilir teknolojilerle ilk etkileşimimiz diyerek duyurduğu pebble-remote'u geliştirmiş ve bu LibreOffice geliştiricisi ve TDF üyesi olmasının ilk adımı olmuştu.

Buraya kadar her şey çok güzelken pebble'ın eksik tarafı donanım sürücülerinin ve üzerinde çalışan rom'un özgür olmayışıydı. Pebble büyük bir ivmeyle büyürken çok az kişinin aklında ileride bu firma ortadan kalkarsa saatleri nasıl kullanacağız sorusu vardı. Pebble da yakın vadede kaybolacak gibi görünmüyordu, ard arda kickstarter projeleri rekorlar kırıyor, hep yenilikler peşinde koşuyordu. Bugün geldiğimiz noktada ise kollarımızdaki bu çok da ucuz olmayan ama çok sevdiğimiz saatlerin ömürleri tükenmek üzere. Bunu kısaca açıklayayım: pebble cep telefonuyla bluetooth ile haberleşip bildirimleri almanıza ve telefondaki bazı şeyleri yönetmenize imkan veren bir saat. Cep telefonuna kurulan uygulama da ilk olarak pebble sunucularına bağlanıp kullanıcı hesabını etkinleştiriyor. Önümüzdeki dönemde fitbit bu sunucuları çalıştırmayı durdurduğunda kolumuzdaki saat elimizdeki telefona bağlanamıyor olacak. Bu zaman gelmeden yeni bir android/IOS sürümü çıkarsa telefon uygulaması bu işletim sistemlerine kurulamayacak. Ya telefonlarımızdan, ya da saatlerimizden vazgeçmek zorunda kalacağız.

Eğer pebble üzerinde koşan yazılımlar özgür yazılım olsaydı, pebble ortadan kalkmadan çok önce alternatif rom'lar piyasada dolaşıyor olurdu. Kimse yapmamış olsa biz yapardık bunu ;) Kolumuzdaki saatleri onların yaşam ömürlerinin sonuna veya biz bıkana kadar kullanabilirdik.

Özgür yazılım konuya sadece faydacı açıdan yaklaşan son kullanıcılar için bile bu derece önemli.

February 15, 2017

Hangi Masaüstü Ne Kadar Türkçe Konuşuyor? -9-

Aynı başlıkla dokuzuncu yazıyı yazmak biraz garip ama son yazıyı yazalı neredeyse bir yıl geçmiş diyerek bir durum tespiti yapayım yine. Aradan geçen bu sürede neredeyse kimseyi çeviri çalışmalarına çekemedik. Hiçbir kurum, şirket bu çalışmalara destek olmak için adım atmadı. Aşağıda bahsedeceğim büyük özgür yazılım projelerini neredeyse bütün GNU/Linux kullanıcıları kullanıyor ama kimse çevirmediği gibi çevirenlere de destek olmuyor. Bu projeleri çevirenlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.

Sahipli yazılımlar yerine özgür yazılımların kullanılması bizim camiadaki herkesin dileği. İngilizce bilmeyen kullanıcıların kendi dilinde olmayan bir yazılımı kullanamayacağı da herkesin malumu. Ülkemizde devlet kurumlarında ve özel firmalarda özgür yazılımlar kullanılsın istiyoruz ama bu yazılımlar nasıl Türkçe konuşacak diye neredeyse kimse düşünmüyor. Bu yazılımları bir avuç gönüllünün çevirdiği göz ardı ediliyor hep.

Bir kere şunda anlaşalım istiyorum: özgür yazılımların çevirileri bu işi yapan gönüllülerin sorumluluğu değil. Biz bu işi gönüllü olarak yapıyoruz. Yarın yapmayabiliriz. Çeviri yapmayı bıraksak ülkede neredeyse kimse çeviri durumlarını takip etmediği için ancak kullanıcı şikayetlerinden fark edilecek kadar sahipsiz durumda bu konu. MS Ofis yerine LibreOffice, Photoshop yerine Gimp kullanın demek kolay ama nasıl kullanacak insanlar bunları diye düşününce bunun kendiliğinden olmadığını fark etmek gerekiyor.

Aslında bunları bir umutla yazmıyorum. Seneye yine bu konuda yazarsam durumun değişmeyeceğini de biliyorum. Şimdi rakamlara geçelim:

KDE: Geçen yıl %95 olan KDE çeviri oranı %81'e düşmüş durumda. Yardım içeriği ise hiç çevrilmedi.

GNOME: Geçen yıl %96 olan çeviri oranı %90'a geriledi. Yardım içeriği neredeyse hiç çevrilmeden duruyor.

Enlightenment: Geçen yıl %78 olan çeviri oranı %74'e geriledi.

XFCE: Geçen yıl tamamen yerelleştirildi diye yazdığım xfce %99 çeviri oranına sahip.

LibreOffice: Geçen yıl hem arayüzü hem de yardım içeriği tamamen yerelleştirilmiş olan LibreOffice'de durum kötüye gidiyor. Arayüz benim şahsi çabamla neredeyse tamamen çevrildi ama yardım içeriğinde 55496 kelime çevrilmeyi bekliyor. Bu LibreOffice'in yeni sürümünde eklenen özelliklerin hiçbirinin yardım içeriği Türkçeye çevrilmedi demek. Elbette yeni sürümde düzeltilen, geliştirilen konuların da yardım içerikleri çevrilmeden duruyor. İşin ilginç yanı bunu biz çevirmenler haricinde önemseyen de yok.

OpenOffice: Zor zamanlardan geçen OpenOffice'e yeni bir şey eklenmemesine rağmen Burak Yavuz'un gayretleriyle arayüzü %100 Türkçe kullanılabilir durumda ama yardım içeriğinden 277297 kelime çevrilmeyi bekliyor. Bu sadece Burak Yavuz'un sorunu gibi davranıyoruz maalesef.

Listeyi uzatmak mümkün ama derdimi anlatabildiğimi düşünüyorum. Özgür yazılım çevirileri sadece biz çevirmenlerin sorumluluğu değil.

February 14, 2017

Akademik Bilişim 2017'nin ardından

Akademik Bilişim Konferanslarının 19.sunu bu yıl Aksaray Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleştirdik. Konferansın ve konferans öncesinde düzenlediğimiz kursların ölçeği her yıl biraz daha büyüyor. Dünyayı bilemiyorum ama Türkiyede benzeri olmayan ölçekte ücretsiz kurslar düzenleniyor her yıl konferans öncesi. Bu yıl 160 civarında eğitmen 62 sınıfta 1800'e yakın kursiyere 4 gün eğitim verdi. Ölçeğin bu kadar büyük olması yanında bir çok sorunu da getiriyor elbette. Binde bir olur denecek şeylerden günde bir kaç tane oluyor. Geçen yıl internet bağlantısında çok sorun yaşamışken bu yıl da konaklamayla çok uğraşmak zorunda kaldık. Bunda kursiyerlerin önemli bir kısmının konaklama istiyorum diye başvurmadan Aksaray'a gelmesi ve kalacak yerlerinin olmaması ciddi rol oynadı. Onları açıkta bırakmayalım derken konu üstesinden gelmesi çok zor bir hal aldı maalesef. Bu yılın hatalardan dersler çıkartarak seneye tekrarlamamaya çalışacağız.


Ülkemizin içinden geçtiği olağanüstü dönem elbette bu yıl konferansı da etkiledi. Hem bildiri sayısında hem de katılan firma sayısında gözle görülür bir düşüş yaşandı. Ülkenin her yanından katılımın olduğu böyle bir etkinliğin ülkenin şartlarından etkilenmemesi elbette düşünülemezdi.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da uzun zamandır görmediğimiz arkadaşları gördüğümüz, yeni arkadaşlar edindiğimiz, dolu dolu geçen bir hafta oldu. Büyük özveriyle çalışan yerel organizasyondaki arkadaşlara, gönüllü eğitmenlere ve katılımcılara bir kez daha teşekkürlerimi yazıyorum.

Bu konferansın 19 yıldır yaşamasının ardındaki isim elbette Mustafa Akgül'dür. Olağan üstü çabası, özverisi ve emeği sayesinde binlerce kişinin hayatı değiştiren bu büyük adama sevgilerimi ve saygılarımı bir kere de buradan yazmış olayım. Hocam sen çok yaşa \o/

Umarım konferansın yirmincisine de katılıp ardından bir yazı yazabilirim.

February 13, 2017

print("SistemLinuxOrg Kapandı!")

Merhaba arkadaşlar. “SistemLinux’u kapatsam mı?” daha doğrusu "SistemLinux için yazı yazmayı bıraksam mı?" sorusu uzunca bir süredir kafamdaydı. Sadece bu blog için değil. Zaman zaman kişisel blogum olan polatbuyukarslan.com için de aynı şeyi düşündüğüm oluyor. Fakat takipçilerden gelen olumlu tepkiler (ve özellikle de mailden bana ulaşanlar) sayesinde SistemLinux’u bugünlere hep beraber

February 12, 2017

XFCE Parole Medya Oynatıcısı Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Parole, XFCE için geliştirilmiş, hafif, ücretsiz ve açık kaynak bir medya oynatıcısıdır. Benzer yazılımlarla kıyaslandığında özellik olarak çok fazla eksiği varmış gibi görünebilir. Fakat ihtiyaç duyulabilecek temel özellikleri içerisinde barındırıyor.   Parole Kurulumu Nasıl Yapılır? Aşağıdaki komutları terminalde sırasıyla çalıştırarak kurulumu yapabilirsiniz.  sudo

Wine 2.1 nasıl yüklenir?

Bilindiği gibi, Wine‘ın yeni 2.1 geliştirme sürümü, birkaç gün önce Alexandre Julliard tarafından duyuruldu. Kodların dondurulması sonrasında ertelenen birçok düzeltmenin gerçekleştirildiği sürümde, MIME iletisinin işlenmesinde bir takım geliştirmelerin yapıldığı ifade ediliyor. Çeşitli küçük hata düzeltmeleri ve iyileştirmelerle gelen sürüm, bazı işlemci grubu işlevleri için destek sunuyor; ayrıca, Direct2D geliştirmeleri de gerçekleştirilmiş bulunuyor. Wine’ın yeni 2.1 geliştirme sürümü hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için sürüm duyurusunu inceleyebilirsiniz. Half-Life 2′den Counter-Strike ve WoW’a pek çok ilgi çekici oyunun GNU/Linux sistemde oynanabilmesini olanaklı kılan yazılımın ismi aslında bir emülatör olduğunu vurgulayacak biçimde Wine (yani WINdows Emulator) idi, daha sonra bir emülatör olmadığını ifade etmek üzere Wine (Wine is not an emulator) biçiminde değiştirilmişti. Bu yazıda, Wine’ın yeni 2.1 geliştirme sürümünün PPA depo aracılığıyla Ubuntu ve Ubuntu türevi sistemlere nasıl yükleneceğini ele alacağız. Yükleme için bir PPA depodan yararlanacağız, bu nedenle yükleme kolaydır. Yapmanız gereken tek şey ilgili PPA depoyu sisteminize eklemek ve yükleme komutlarını vermektir.

Öncelikle PPA depoyu sistemimize ekleyelim.

sudo add-apt-repository ppa:pipelight/stable

Ardından, önce depoları güncellemek ve sonra yazılımı yüklemek için sırasıyla aşağıdaki komutları verelim.

sudo apt-get update

sudo apt-get install --install-recommends wine-staging

Bu arada, yazılımın 64 bit’lik versiyonunu yüklemek isteyenler, aşağıdaki komutu verebilirler:

sudo apt-get install wine-staging-amd64

GIMP 2.8.20 nasıl yüklenir?

Bilindiği gibi, dünyaca ünlü önemli bir resim işleme yazılımı olan GIMP (GNU Image Manipulation Program), birkaç gün önce 2.8.20 sürümüne güncellendi. Daha önce tespit edilen tüm hata düzeltmelerini içeren sürüm, önemli değişikliler ve geliştirmeler içeriyor. Yeni sürümde, koyu temalı kaydırıcı kollarının görünürlüğü iyileştirilirken, boya takımlarının renk seçici moduna geçişi daha sağlam hale getirilmiş bulunuyor. Yeniden boyutlandırıldığında gimp-text-fontname tarafından oluşturulan metin katmanındaki problem giderilirken, “Edge Detect/Difference of Gaussians” filtresinin boş görüntü döndürmesi sorunu çözümlenmiş durumda. Değişikliklerin tam listesini burada bulabilirsiniz. Adobe Photoshop ve benzeri kapalı kaynak kodlu resim işleme yazılımlarına eşdeğer bir işlevler bütünü sunan GIMP, çeşitli gelişmiş özelliklerle geliyor. GNU/Linux dağıtımlarının vazgeçilmezi olan Gimp, Windows ve Mac OS X için çıkarılan sürümleriyle bu sistemlerde de yaygın olarak kullanılıyor. Renk işlemlerinin GEGL aracılığıyla yapıldığı uygulamada; güçlü araçlar, filtreler ve eklentiler kullanıcıyı bekliyor. Büyüklük ve opaklık yanında, fırçaya özgü dinamik özellikler; hız, basınç ve rastgele gibi çeşitli fırça parametreleri arasından uygun olanının seçimine olanak sağlanıyor. Hızlı boyama özelliğini zaten destekleyen mürekkep aracı, daha iyi resim çizimini mümkün kılıyor. GIMP’in çok yüksek çözünürlükleri destekleyen ve hareketli görüntülere efekt uygulaması yapan CinePaint adlı bir türevi de bulunuyor. Bu yazıda, yeni GIMP 2.8.20’nin PPA depo aracılığıyla Ubuntu ve Ubuntu türevi sistemlere nasıl yükleneceğini ele alacağız.

Öncelikle PPA depoyu ekleyip, depolarımızı güncelleyelim:

sudo add-apt-repository ppa:otto-kesselgulasch/gimp
sudo apt update

Şimdi GIMP 2.8.20’yi yükleyelim:

sudo apt install gimp

PPA güncellenmiş GIMP eklenti kayıt Defterini, pek çok isteğe bağlı GIMP uzantısının birleşimini, 450’den fazla filtre içeren G’MIC’i (GREYC’s Magic foor Image Computing) de içerir. Bunları yüklemek için aşağıdaki komutu kullanın:

sudo apt install gimp-plugin-registry gimp-gmic

Herhangi bir sorunla karşılaşırsanız ya da herhangi bir nedenle Ubuntu depolarında bulunan GIMP sürümüne geri dönmek isterseniz, ppa-purge kullanarak, eklemiş olduğunuz PPA’yı kaldırabilirsiniz. Bunun için aşağıdaki komutları verin:

sudo apt install ppa-purge
sudo ppa-purge ppa:otto-kesselgulasch/gimp

Diğer dağıtımları kullananlar ya da diğer sistemlere sahip kullanıcılar GIMP’in indirme sayfasından kendilerine uygun seçeneğe bakabilirler.

February 11, 2017

Git Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

GIT; yazılım geliştirme süreçlerinde kullanılan, hız odaklı, dağıtık çalışan bir sürüm kontrol ve kaynak kod yönetim sistemidir. İlk sürümü Linux çekirdeği'nin geliştirilmesinde kullanılmak üzere 2005 yılında bizzat Linus Torvalds tarafından tasarlanıp geliştirilmiştir. Git ile ilgili daha detaylı bilgiyi Wikipedia sayfasından okuyabilirsiniz. Git Kurulumu Nasıl Yapılır? Aşağıdaki

Blender Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Blender, 3 boyutlu modeller ve animasyonlar oluşturabileceğiniz, ücretsiz ve açık kaynak bir yazılımdır.  Blender Kurulumu Nasıl Yapılır? Aşağıdaki komutları terminalde sırasıyla çalıştırarak Blender’ı kurabilirsiniz.  sudo add-apt-repository ppa:thomas-schiex/blender sudo apt-get update sudo apt-get install blender Blender'ı kaldırmak istiyorsanız aşağıdaki komutu

Python 3.6.0 Kurulumu Nasıl Yapılır? (Ubuntu/Linux Mint)

Bu yazıda sizlere Python’ın en son sürümü olan 3.6.0 sürümünün kaynaktan nasıl kurulacağından bahsedeceğim. Python 3.6.0 Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint) Kuruluma geçmeden önce ihtiyaç duyulan dosyaları kurmanız gerekiyor. Bu yüzden aşağıdaki iki komutu terminalde çalıştırın. sudo apt-get install build-essential checkinstall sudo apt-get install libreadline-gplv2-dev

February 10, 2017

Ukuu Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Ukuu, en son çıkan Linux kernelleri test etmek isteyenlerin kullanabileceği, basit arayüzüyle “mainline” kernelleri tek tıkla indirip kurabileceği bir yazılımdır.  Mainline Kernel: Ubuntu Kernel Ekibi tarafından test ve hata ayıklama amacıyla hazırlanan kernel. Bu yüzden sadece kullandığınız kernelde çözülmesi gereken kritik bir problem varsa kurulum yapın.   Ukuu Kurulumu Nasıl Yapılır

LoselessCut Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Video editörlerini karmaşık buluyorsanız ve amacınız sadece bir videonun herhangi bir kısmını kesmekse, LoselessCut ile bunu yapabilirsiniz.  LoselessCut, videoda kalite kaybı yaşamadan, GoPro, drone gibi video kameralardan hızlı ve kolay bir şekilde video parçaları oluşturmak amacıyla geliştirildi. Uygulama Chromium tabanlı, video oynatıcı olarak HTML5’i ve videoları kesmek için FFmpeg’i

Linux Kernel 4.9.9 Kurulumu/Güncellemesi (Ubuntu/Linux Mint)

Linux Kernel 4.9.8 sürümünün yayınlanmasından 5 gün sonra, geliştirici Greg Kroah-Hartman, uzun süreli desteğe sahip 4.9 serisinin 9. bakım güncellemesi olan Linux Kernel 4.9.9 kararlı sürümünü 9 Şubat 2017’de duyurdu. Önemli Not: Kernel güncellemesi sonrası bilgisayarınızda bazı problemler oluşabilir. Bu riski göze alıyorsanız kurulum işlemini yapın. Linux Kernel 4.9.9 Kurulumu Nasıl

February 07, 2017

HITMAN Linux’e Geliyor

Civilization VI ve DiRT Rally’nin ardından HITMAN’in Linux’e port edileceği doğrulandı. Feral Interactive, HITMAN’in 16 Şubat’ta çıkacağını internet sitesinde duyurdu.   Hitman: The Complete First Season, geçtiğimiz sene Windows için çıkmıştı. Oyunda Glacier motoru kullanıldı ve IO Interactive tarafından geliştirildi.  Oyunun Linux sistem gereksinimleriyle ilgili henüz bir bilgi yok.

Kodi 17 Krypton Nasıl Yüklenir?

Televizyon ve uzaktan kumanda ile kullanım için GNU/Linux, OSX, Windows, iOS ve Android yüklü aygıtlarda 10 metreye kadar bir kullanıcı arayüzü üzerinden özgür ve açık kaynak kodlu (GPL) bir medya oynatıcı olarak işlev gören Kodi‘nin Krypton kod adlı 17 no’lu en son sürümü, 5 Şubat 2017‘de duyurulmuştu. 30’dan fazla dile tercüme edilen Kodi, güçlü üçüncü parti eklentilerle takviye edilebiliyor ve PVR desteğine (kişisel video kaydedici) sahip. Resim boyutlandırmasının geliştirildiği belirtilen sürümde, PVR için silsile kayıt özelliği de sağlanmış bulunuyor. Kullanıcı arayüzleri bakımından önemli ölçüde revizyona sahip olan yeni sürüm, varsayılan web arayüzü olarak Chorus2’yi içeriyor. Kodi 17.0 Krypton hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için sürüm duyurusunu inceleyebilirsiniz. Bu yazıda, PPA depo aracılığıyla Ubuntu ve Ubuntu türevi sistemlere Kodi 17 Krypton’un nasıl yükleneceğini ele alacağız. Yükleme işlemi bir PPA depodan yapılacağından, oldukça kolaydır. Yapmanız gereken tek şey ilgili PPA depoyu sisteminize eklemek, yerel depo indeksini güncellemek ve yükleme komutlarını vermektir.

O halde kuruluma geçebiliriz. İlgili PPA depoyu eklemek ve yükleme komutlarını vermek için aşağıdaki sırayı takip edebilirsiniz:

sudo add-apt-repository ppa:team-xbmc/ppa

sudo apt-get update

sudo apt-get install kodi

Ses codeclerini ve diğer eklentileri yüklemek için şu komutu verin:

sudo apt-get install --install-suggests kodi

Gerek duyarsanız, daha sonra Kodi’yi kaldırmak için şu komutu verebilirsiniz:

sudo apt-get remove kodi*

February 06, 2017

Kodi Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Kodi, internet üzerinden film veya dizi izleyebileceğiniz, müzik dinleyebileceğiniz ücretsiz bir yazılım. Bana göre en önemli özelliği de içerisindeki PVR fonksiyonu sayesinde TV izleyebilmemize imkan tanıması. Not: Kodi’de TV izlemek isteyenler, kişisel blogumda yazdığım Android’te Reklamsız TV Nasıl İzlenir? başlıklı yazımı okuyabilirler. Yazıyı Android için yazdım. Fakat Linux

DiRT Rally: Linux Sistem Gereksinimleri Açıklandı

Sizlere DiRT Rally’nin Linux’e geleceğini bir önceki yazıda duyurmuştuk. Feral Interactive, bugün oyunun Linux için gereken sistem gereksiniminin duyurusunu yaptı. DiRT Rally: Linux (Minimum) Sistem Gereksinimleri: Intel Core i3-4130T veya AMD FX6300 8GB RAM 1GB NVIDIA 650ti veya AMD R9 270 grafik kartı (veya üstü) Ubuntu 16.10 (64-bit) DiRT Rally: Linux (Önerilen) Sistem Gereksinimleri

February 02, 2017

DiRT Rally Linux’e Geliyor

Feral Interactive, önümüzdeki ay DiRT Rally’nin Linux’e geleceğini açıkladı.  DiRT Rally, Windows için 2015 yılında Codemasters tarafından çıkartıldı. Oyunda Codemasters’ın geliştirdiği Ego Engine’in 2.5 sürümü kullanılıyor.  Feral Interactive, DiRT Rally’nin Linux’e port edilmiş halinin 2 Mart’ta çıkacağını açıkladı. Oyunun trailerını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Steam’in Linux Pazar Payı [Ocak 2017]

Valve, Linux istatistikleri de dahil geçtiğimiz ayın rakamlarını açıkladı.  Valve’in Ocak 2017 rakamlarına bakıldığında Linux’un pazar payının %0.80 olduğu görülüyor. Ankete bakıldığında değişikliğin %0.00, yani bir değişiklik olmadığı görülüyor. Fakat Aralık ayındaki Linux pazar payı %0.87’idi. Buna göre %0.07’lik bir gerileme söz konusu.  macOS’un pazar payı %3.31, Windows’un pazayı %

February 01, 2017

ip kameradan youtube e stream

stream için bi ton program öneriliyor, grafik arabirim vs güzel tabii ama gerek yok. ayrıca multiplatform çalışabilmek açısından ffmpeg güzel

http://ffmpeg.org gidip kullandığımız platforma uygun ffmpeg i indiriyoruz kameranın rtsp stream adresini bulmak lazım, benim kameranın rtsp adresi 

rtsp://192.168.xxxxx.yyyyyy//user=zzzzz_password=ttttt_channel=1_stream=1.sdp

şeklinde xxxxx, yyyyy, zzzzz, ttttt sizde farklı olacaktır haliyle, indirdiğimiz ffmpeg i aşağıdaki komut ile çalıştırıyoruz

ffmpeg -f lavfi -i anullsrc -rtsp_transport tcp -i rtsp://192.168.xxxxx.yyyyyy//user=zzzzz_password=ttttt_channel=1_stream=1.sdp -tune zerolatency -vcodec libx264 -t 12:00:00 -pix_fmt + -c:v copy -c:a aac -strict experimental -f flv rtmp://a.rtmp.youtube.com/live2/mmmmm

mmmmm yazan yere stream anahtarı gelecek,

stream anahtarını youtube stream sayfamızdan öğreniyoruz, stream key i bilen herkes kanalımızdan şife vs olmadan yayın yapabilir, sağa sola yazmıyoruz dolayısıyla

Taylan Ekinci Live Stream

20-30 saniye gecikmeli görüntü

RawTherapee Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

RawTherapee, RAW formatındaki fotoğraflar üzerinde işlemler yapabilmenizi sağlayan güçlü bir yazılım. Foveon ve X-Trans sensörlerini kullanan kameralardaki gibi farklı olanlar da dahil raw formatlarının çoğunu destekliyor. Kameranız raw formatı desteklenmiyorsa, şu adresten yeni raw formatları ekleme desteği sayfasını okuyabilirsiniz.  RawTherapee Kurulumu Nasıl Yapılır?

January 31, 2017

Darktable 2.2.2 Nasıl Yüklenir?

Bilindiği gibi; Darktable, açık kaynak kodlu bir fotoğraf uygulaması ve RAW geliştiricisidir. GNU Genel Kamu Lisansı 3 altında kullanıma sunulan ve GNU/Linux, OS X ve Solaris altında çalışan yazılım, fotoğrafçılar için sanal bir karanlık oda sağlar. Bu, bir veritabanında dijital negatifler yönetir, yakınlaştırılabilenleri görüntüleme olanağı sağlar, ham görüntüleri geliştirmeye imkan verir. Darktable’ın mevcut en son sürümü 2.2.2, henüz duyurulmuştur. Pek çok değişiklikle kullanıma sunulan sürüm, pek çok hata düzeltmesiyle geliyor. Bazı belgeler ve araç ipuçları güncelleştirmeleriyle gelen yeni sürümde, döşeme özelliği tekrar etkinleştirilmiş bulunuyor. Darktable 2.2.2 hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için sürüm duyurusunu inceleyebilirsiniz. Bu yazıda, Darktable 2.2.2’nin Ubuntu ve Ubuntu türevi dağıtımlara nasıl yüklendiğini ele alacağız. Yükleme işlemi, PPA depo üzerinden yapıldığı için, kolaydır. Yapmanız gereken tek şey ilgili PPA depoyu sisteminize eklemek ve yükleme komutlarını vermektir. O halde kuruluma geçebiliriz.

sudo add-apt-repository ppa:pmjdebruijn/darktable-release

sudo apt-get update

sudo apt-get install darktable

Daha sonra gerek duyarsanız, Darktable’ı kaldırmak için şu komutu kullanabilirsiniz:

sudo apt-get remove darktable

January 29, 2017

Xampp Kurulumu

Dün gece Fortran ile Jabber ‘de muhabbet ederken, Kullandığı Linux Mint Dağıtımı ile php7 paketinin kurulduğunu ve smf 2.0.13 sürümü ile php7 uyumlu olmadığını ve bu nedenle yerelde smf kuramadığını belirtti.

Düşünürken aklıma Xampp paketi geldi.

php çalışmalarım için gerekli olduğunda kurmuş ve kullanmıştım.

Xampp paketi nedir:
Xampp paket sistemi ile uğraşmadan linux veya Windows üzerinde Lampp kurmamızı kolaylaştıran
ve tamamen özgür yazılımlardan oluşan bir web paketidir.

UYARI /!\  Xampp paketini sisteminiz direkt internete açıksa yani reel bir ip adresiniz varsa
Xampp ile web yayını (hosting) yapmayınız.

Xampp öntanimli ayarlar ile kullanılırsa sisteminiz hack edilebilir.
Eğer Xampp ile web yayını yapacaksanız Xampp varsayılan şifrelerini değiştirin gerekli olmayan servislerini devre dışı bırakın.

Sebebini öğrenmek için önceki bir yazı var. Tıklayınız.

Xampp paketini download [1] adresinden indirebilirsiniz.

Xampp Kurulumu:

Öncelikle belirteyim, Xampp Paketini kurabilmek için Kullandığınız sistemde root yetkiniz olması gerekiyor. Yani sudo hakkınız olmalı.

indirmiş olduğunuz run uzantılı pakete öncelikle çalşıtırılabilir özelliği vermek gerekiyor.

sudo chmod +x xampp-linux-5.6.23-0-installer.run

Kurmak için

sudo ./xampp-linux-5.6.23-0-installer.run

 

Kurulum Başladı 🙂

 

Kurulum Tamamlandığında sizi Xampp Manager karşılayacak.

firefox açıp localhost yazdığınızda sizi bu pencere karşılayacak.

php info ekranı.

Kurulumdan Sonra

Xampp Menüye veya Başlagıç kısmına Başlatıcı oluşturmuyor.
Bu nedenle Xampp başlatmak için iki seçeneğiniz var.

Birincisi komut satırı.

caylak@matedesktop:~$ sudo /opt/lampp/lampp
Usage: lampp <action>

start Start XAMPP (Apache, MySQL and eventually others)
startapache Start only Apache
startmysql Start only MySQL
startftp Start only ProFTPD

stop Stop XAMPP (Apache, MySQL and eventually others)
stopapache Stop only Apache
stopmysql Stop only MySQL
stopftp Stop only ProFTPD

reload Reload XAMPP (Apache, MySQL and eventually others)
reloadapache Reload only Apache
reloadmysql Reload only MySQL
reloadftp Reload only ProFTPD

restart Stop and start XAMPP
security Check XAMPP's security

enablessl Enable SSL support for Apache
disablessl Disable SSL support for Apache

backup Make backup file of your XAMPP config, log and data files

oci8 Enable the oci8 extenssion

panel Starts graphical XAMPP control panel

caylak@matedesktop:~$

İkincisi Xamppp Manager.

Xampp Manager için Başlatıcı oluşturabilirsiniz.

Masaüstünde Sağ tık -> Başlatıcı Oluştur

komut kısmına.

gksu /opt/lampp/manager-linux.run

yazınız.

Xampp paketini çalıştırmak için sudo yetkinizin olması gereklidir.
Bu nedenle başlatıcıyı tıkladığınızda sizden şifrenizi girmenizi isteyen bir pencere açılacaktır.

Şifrenizi girin ve Tamam tuşuna basın.

Xampp manager Karşınızda.

Manage Servers Tabına geçerek sunucuları başlatıp durdurabilirsiniz.

Çalışma Dizinin Hazırlanması.

Xampp paketinin wwwroot dizini varsayılan /opt/lampp/htdocs klasörüdür.

Biz bu dizini kullanmak yerine ev dizinimizde bir çalışma dizini oluşturup
buradan çalışacağız.

Sırasıyla aşağıdaki komutları kullanıcı olarak konsoldan işletin.

mkdir ~/php
chmod 755 ~/php

 

Bunun için şimdi apache ‘ye alias tanımayacağız.

sudo nano /opt/lampp/etc/extra/httpd-caylak-php-dizini.conf

 

dosya içeriği

Alias /php/ "/home/caylak/php/"

<Directory "/home/caylak/php/">
Options Indexes MultiViews
AllowOverride None
Require all granted
</Directory>

 

Apache yapılandırmasına minik bir ek yapacağız.

sudo nano /opt/lampp/etc/httpd.conf

Include "/opt/lampp/etc/extra/httpd-caylak-php-dizini.conf"

kaydedip çıkın.

Xampp panelinden sunucuları yeniden başlattığınızda php dizinize erişebileceksiniz.

Firefox adres satırına yazın

http://localhost/php/

 

işte sonuç 🙂


1 – Xampp indirme Adresi:
https://www.apachefriends.org/tr/index.html

Kendime ipucu tadında bir makale. 😀

Güle Güle Kullanınız.

 

Xampp Kurulumu yazısı ilk önce ÇaylakPenguen Blog üzerinde ortaya çıktı.

Deluge 1.3.13 Nasıl Yüklenir?

GNU/Linux, Mac OS X ve Windows için tam donanımlı bir BitTorrent istemcisi olan Deluge‘nin en son sürümü 1.3.13; 20 Temmuz 2016‘da duyurulmuştu. Yeni sürümde giderilen hataların tümünü bu sayfada bulabilirsiniz. Platform bağımsız bir uygulama olan Deluge için grafiksel arayüz için, PyGTK seçilmiş. Deluge; herhangi bir masaüstü ortamı için özel olarak tasarlanmadığından, Mac OS X ve MS Windows gibi işletim sistemlerinin yanı sıra KDE, Xfce ve Gnome gibi masaüstü ortamlarında da çalışabiliyor. Genel Kamu Lisansı (GPL) ile dağıtılan yazılımın güzel özelliklerinden birisi de sunduğu zengin çeşitliği olan eklenti (uzak masaüstü bağlantısı, web konsolu ve rss desteği gibi) desteğidir. 20’den fazla dile destek veren Deluge, sistemi zorlamayan ve fazla öne çıkmayan bir program olmak üzere oluşturulmuştur. Deluge özgür bir yazılımdır ve GNU Genel Kamu Lisansı altındadır. Deluge 1.3.13 hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için değişiklik listesini ve sürüm notlarını inceleyebilirsiniz. Bu yazıda, Deluge 1.3.13’ün Ubuntu 16.10 Yakkety Yak, Ubuntu 16.04 Xenial Xerus, Ubuntu 14.04 Trusty Tahr, Linux Mint 18, Linux Mint 17.x ve Elementary OS 0.3 Freya gibi sistemlere nasıl yüklendiğini ele alacağız. Yükleme için bir PPA depodan yararlanacağız, bu nedenle yükleme kolaydır. Yapmanız gereken tek şey ilgili PPA depoyu sisteminize eklemek ve yükleme komutlarını vermektir.

Öncelikle PPA depoyu sistemimize ekleyelim.

sudo add-apt-repository ppa:deluge-team/ppa

Ardından, önce depoları güncellemek ve sonra yazılımı yüklemek için sırasıyla aşağıdaki komutları verelim.

sudo apt-get update

sudo apt-get install deluge

Daha sonra gerek duyarsanız Deluge’yi aşağıdaki komutla kaldırabilirsiniz.

sudo apt-get remove deluge

Kernel 4.10 RC 5 Nasıl Yüklenir?

Aslında Debian, Ubuntu ve tüm türevleri ile Linux Mint sürümleri için güncel Linux çekirdeğine nasıl yükseltme yapılacağını irdeleyen bir yazı yazmış olduğumuz için bu tür özel yazılar yazmamıza gerek olmamasına karşın, kullanıcılardan gelen beklentiler nedeniyle hâlâ böyle yazılar yazıyoruz. En son geliştirme Linux sürümü, kararsız çekirdek 4.10 RC 5; 22 Ocak 2017 tarihi itibariyle duyuruldu. 4.10 RC 5 Linux çekirdeğinin duyurusu,  Linus Torvalds tarafından yapıldı. Bu yazıda, 4.10 RC 5 Linux çekirdeğinin nasıl yükleneceğine değineceğiz. Bilindiği gibi, bir Linux çekirdeğini derlemek çok zor olduğundan, Canonical, tüm çekirdek sürümlerini .deb paketleri olarak paketliyor ve bunları kernel.ubuntu.com deposu aracılığıyla Ubuntu veya Ubuntu tabanlı sistemleri kullananların kullanıma sunuyor. Bunun için, Canonical’ın kernel.ubuntu.com deposu aracılığıyla kullanıma sunduğu .deb paketlerini kullanacağız. Söz konusu işlemleri yaparken; temel olarak Ubuntu ile Linux Mint, Elementary OS, Pinguy OS, Deepin, Peppermint, LXLE, Linux Lite, Voyager gibi Ubuntu türevi dağıtımları hesaba kattığımızı hatırlatalım.

32 bit sistemler için:

4.10 RC 5 Linux çekirdeği 32 bit sistemlere aşağıdaki gibi yüklenir. İlkin gerekli paketleri indiriyoruz:

cd /tmp

wget kernel.ubuntu.com/~kernel-ppa/mainline/v4.10-rc5/linux-headers-4.10.0-041000rc5_4.10.0-041000rc5.201701221730_all.deb \

wget kernel.ubuntu.com/~kernel-ppa/mainline/v4.10-rc5/linux-headers-4.10.0-041000rc5-generic_4.10.0-041000rc5.201701221730_i386.deb \

wget kernel.ubuntu.com/~kernel-ppa/mainline/v4.10-rc5/linux-image-4.10.0-041000rc5-generic_4.10.0-041000rc5.201701221730_i386.deb

Şimdi 4.10 RC 5 Linux çekirdeğini yükleyelim:

sudo dpkg -i linux-headers-4.10*.deb linux-image-4.10*.deb

Eğer gerek duyarsanız daha sonra çekirdeği kaldırmak için bu sayfadan yararlanabilir ya da aşağıdaki komutu verebilirsiniz.

sudo apt-get remove linux-headers-4.10* linux-image-4.10*

64 bit sistemler için:

4.10 RC 5 Linux çekirdeği 64 bit sistemlere aşağıdaki gibi yüklenir. İlkin gerekli paketleri indiriyoruz:

cd /tmp

wget kernel.ubuntu.com/~kernel-ppa/mainline/v4.10-rc5/linux-headers-4.10.0-041000rc5_4.10.0-041000rc5.201701221730_all.deb \

wget kernel.ubuntu.com/~kernel-ppa/mainline/v4.10-rc5/linux-headers-4.10.0-041000rc5-generic_4.10.0-041000rc5.201701221730_amd64.deb \

wget kernel.ubuntu.com/~kernel-ppa/mainline/v4.10-rc5/linux-image-4.10.0-041000rc5-generic_4.10.0-041000rc5.201701221730_amd64.deb

Şimdi 4.10 RC 5 Linux çekirdeğini yükleyelim:

sudo dpkg -i linux-headers-4.10*.deb linux-image-4.10*.deb

Eğer gerek duyarsanız daha sonra çekirdeği kaldırmak için bu sayfadan yararlanabilir ya da aşağıdaki komutu verebilirsiniz.

sudo apt-get remove linux-headers-4.10* linux-image-4.10*

January 28, 2017

Bilgisayarda Hi-Res Ses Kullanımı

Kullandığım masaüstü bilgisayarın ana kartında (GA-Z68MA-D2H-B3) tümleşik çalışan ses kartının (RealTek ALC889), High-Resolution (24bit/192kHz) ses yeteneği olduğunu bugün farkettim. Anakartın dokümanlarında HD audio yeteneği olduğu yazıyordu fakat bu seviyede kaliteli bir ürünü anakart üzerinde sunacaklarını düşünmemiştim. Ayrıca dokümanda DAC (Digital-to-Analog Converter) yetenekleri yazmıyordu. Sonrasında şu metni okudum “GIGABYTE strongly believes that in 2011, HD audio playback is a standard specification”. E hal böyle olunca Ubuntu ve Windows‘da HD sesin nasıl ayarlanacağını, stüdyo kalitesinde sesin nasıl alınacağını anlatan bir blog yazısı ile sevincimi taçlandırmaya karar verdim. Bu yeteneklerin varsayılan olarak açık gelmediğinin altını çizmek gerekiyor. HD sesin farkını anlamak için 24bit/192kHz‘lik kaydedilmiş FLAC ses dosyalarına ve kaliteli bir ses sistemine ihtiyacınız var, ben YAMAHA HS80M kullanıyorum ve ses kalitesindeki farkın keyfini sürmeye başladım.

High-Res müzik kaynakları için güzel bir liste hazırlamış şu site; http://www.head-fi.org/…

Ubuntu HD ses yapılandırma;
Öncelikle şuanda kullanmakta olduğunuz Sample Spec değerlerini aşağıdaki komut ile kontrol edin;

pacmd list-sinks

Muhtemelen şuna benzer bir satır göreceksiniz, “sample spec: s16le 2ch 44100Hz“. Kullanmakta olduğum kart 24bit 192kHz desteklemesine karşın, 16bit 44100Hz seviyesinde çıkış veriyor.

/etc/pulse/daemon.conf dosyasına aşağıdaki satırları ekleyin. “;” ile yorum satırı haline gelmediğinden emin olun;

default-sample-format = s24le
default-sample-rate = 192000

Dosyaya tanımları ekledikten sonra aşağıdaki komutla pulseaudio’yu yeniden başlatın;

pulseaudio -k

Sample Spec değerini tekrar kontrol ettiğinizde farkı görmeniz gerekiyor.

Windows HD ses yapılandırma;
“Ses ayarları > Hoparlör Özellikleri > Gelişmiş” sekmesi altından çalışma değerleri tanımlanabiliyor.

Macintosh HD ses yapılandırma;
“Utilities > Audio MIDI Setup” aracından gerekli ayarları tanımlayabilirsiniz.

Hamdi Özcan – ozcan.com

January 27, 2017

Linux Mint 18.1 "Serena" KDE Sürümü Çıktı

Linux Mint ekibi Linux Mint 18.1 "Serena" KDE sürümünü yayınladı. Linux Mint 18.1 LTS desteğine sahip olan sürüm 2021'e kadar desteklenecek. Güncellenmiş yazılımları ve yeni özellikleri içerisinde barındıran bu sürüm, kullanımınızı daha rahat hale getiriyor. Bu yeni sürümde birçok geliştirme mevcut. Bunların neler olduğunu şu adresten öğrenebilirsiniz. Linux Mint 18.1 "Serena"

Linux Mint 18.1 "Serena" XFCE Sürümü Çıktı

Linux Mint ekibi Linux Mint 18.1 "Serena" XFCE sürümünü yayınladı. Linux Mint 18.1 LTS desteğine sahip olan sürüm 2021'e kadar desteklenecek. Güncellenmiş yazılımları ve yeni özellikleri içerisinde barındıran bu sürüm, kullanımınızı daha rahat hale getiriyor. Bu yeni sürümde birçok geliştirme mevcut. Bunların neler olduğunu şu adresten öğrenebilirsiniz. Linux Mint 18.1 "Serena"

January 26, 2017

Banana ARM Türkiye Destek Sitesi Açıldı

Truva Linux’u geliştiren ekip olarak günümüzde gittikçe popülerleşen ARM cihazların ilerlemesine destek olması amacı ile Banana ARM sistemlere yönelik olarak sitemizi kurmuş bulunuyoruz. Sizlerin de katkısı ile daha iyi noktalara ulaşmaya çalışacağız.

Keyifli forumlar dileriz

Banana ARM Türkiye Destek Forumu Yönetimi

Banana ARM Türkiye Destek Sitesi Açıldı yazısı ilk önce ÇaylakPenguen Blog üzerinde ortaya çıktı.

Brotli: Daha hızlı İnternet için yeni sıkıştırma algoritması

Brotli, kullanıcılara hızlı İnternet sağlamak amacıyla tasarlanan yeni bir açık kaynaklı sıkıştırma algoritmasıdır. Çağdaş web sayfaları çoğunlukla HTML, CSS ve JavaScript’ten oluşan düzinelerce megabaytlardan meydana gelir ve bu yalnızca ağır indirmeler gerektiren resimler, videolar ve diğer büyük dosya içeriklerinden öncesidir. Bu tarz yüklemeler sayfaların neden sıkıştırılmış biçimlerde aktarıldığını açıklıyor, bu içerikler web sitesi ziyaretçisinin bir … Okumaya devam et "Brotli: Daha hızlı İnternet için yeni sıkıştırma algoritması"

January 22, 2017

Linux’te Parolanızın Güvenliği Nasıl Kontrol Edilir?

Hesaplarımızın başkalarının eline geçmemesi için kullandığımız parolaların güçlü olup olmadığı son derece önemli. Bu yüzden öncelikle doğru parola seçimi için aşağıdaki maddelere dikkat etmemiz gerekiyor.  Her hesabınızda aynı parolayı kullanmayın. Hesaplarınızdan biri ele geçirilirse diğer hesaplarınız da aynı parolaya sahip olduğu için ele geçirilecektir.  Parolanız büyük küçük harfler,

January 21, 2017

Mozilla Thunderbird’ün en yeni sürümü sisteme nasıl yüklenir?

Bilindiği gibi, Mozilla tarafından geliştirilen açık kaynak kodlu ve son derece gelişmiş özelliklere sahip güvenli bir e-posta istemcisi olan Mozilla Thunderbird’ün birden çok e-posta hesabını yönetme, haber, besleme ve sohbet (XMPP, IRC, Twitter) desteği içerme gibi çeşitli özellikleri vardır. Mozilla Thunderbird’ün şu anki en son sürümü 45.6.0’dır. Çeşitli hata düzeltmeleri ve performans iyileştirmeleri ile gelen son sürüm, aynı zamanda, çeşitli güvenlik düzeltmelerini içermektedir. Mozilla Thunderbird 45.6.0 hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için sürüm notlarını inceleyebilirsiniz. Bilindiği gibi, pek çok GNU/Linux dağıtımı, Thunderbird paketini varsayılan olarak sisteme dahil eder ve kullanıma sunar. Ancak, çoğu dağıtım, Thunderbird’ün en son sürümünü sunmayabilir. Bu yazıda, Mozilla Thunderbird’ün en yeni sürümünün sisteme nasıl yükleneceğini ele alacağız.

Ubuntu ve Ubuntu türevi GNU/Linux dağıtımlarına Mozilla Thunderbird’ün en yeni sürümünü yüklemek için öncelikle Thunderbird için gerekli PPA deposunun sisteme eklenmesi gerekiyor. Bunun için aşağıdaki komut verilebilir:

sudo add-apt-repository ppa:ubuntu-mozilla-security/ppa

Ardından sistem yazılım paketlerinin güncellenmesi gerekir:

sudo apt-get update

Bu işlemden sonra, Mozilla Thunderbird’ün en yeni sürümü sisteminize yüklenmek için hazırdır. Dilerseniz, güncelleme yöneticisini açıp, paketlerin yenilenmesini sağlayarak, Mozilla Thunderbird’e ait en yeni paketin orada görünmesini sağlayıp, oradan kurulumunu gerçekleştirebilirsiniz. Dİlerseniz, aşağıdaki komutla Mozilla Thunderbird’ün en yeni sürümünü sisteminize kurabilirsiniz:

sudo apt-get install thunderbird

January 20, 2017

Albert Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Albert, Mac’teki Alfred uygulamasından esinlenerek hazırlanmış, Linux’te kullanabileceğiniz bir hızlı başlatıcıdır. Albert’ı kullanarak hızlı bir şekilde uygulamalarınızı çalıştırabilir, dosyalarınızı açabilir, web’te arama yapabilir, sık kullanılanlarınızı tarayıcınızda açabilir, matematik hesaplamaları ve daha fazlasını yapabilirsiniz.  Albert, C++ ile yazılmıştır ve Qt5 framework

Aptik Nedir? Nasıl Kurulur? (Ubuntu/Linux Mint)

Aptik ile yazılım kaynaklarınızı (PPA), bilgisayarınıza kurduğunuz yazılımları ve diğer kullanıcı verilerini birkaç tıklamayla yedekleyebileceğiniz ve bu yedekleri geri yükleyebileceğiniz basit bir programdır.  Aptik ile Neler Yapabilirsiniz? Launchpad PPA’ları yedekleyebilir ve geri yükleyebilirsiniz. Kurduğunuz yazılımları yedekleyebilir ve geri yükleyebilirsiniz. İndirdiğiniz

January 19, 2017

Linux Kernel 4.9 Sürümü LTS Oldu

Linux Kernel 4.9’un LTS (Uzun Süreli Destek) olması bekleniyordu. Beklenen açıklama bugün Greg Kroah-Hartman’dan geldi. Yayınladığı mesajda 4.9’un yeni uzun süreli desteğe sahip kernel versiyonu olduğunu söyledi.  Linux 4.9’dan önceki LTS sürümü Linux 4.4’tü. Linux 4.9 LTS’ye olan destek Ocak 2019’a kadar olacak. Linux 4.4 sürümüne olan destek Şubat 2018’e kadar olacak. Linux 3.18 LTS